Diana isminde bir Beyaz Rusyalı kızla iki ay birlikte yaşadım. Geceleri çalışıyordu. Gündüzleri birlikteydik. Onu kurtaracağımı düşünüyordu. Ama kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? Beni kim kurtaracaktı? "Kurtuluş" dedim.
"Ankara'da bir mahalle" Fazlası değil. Belki bir de Bob Marley'in en iyi şarkısı. Daha fazla düşünmeye gerek yok. Adı her yerde, kendisi yok!
Kurtulmaya gelmiyoruz dünyaya. Daha da saplanmak için buradayız.
Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce. Mısırlılar uğraşmış efendileri kurtulsun diye. Ama nafıle. Çaresi yok. Kurtuluşu beklemek yararsız. Gelmez çünkü. Kontenjan dolmuş.
Onu gülerken görünce ben bile bir saniye için gerçekten mutlu olduğunu, birazdan tamamen istediği bir şeye kavuşacağını düşündüm. Ama bir mikrokamerayla sırıtan ağzından içeri girilseydi. Beynine doğru çıkılsaydı.
Ailem çok uğraştı benim iyi bir eğitim alabilmem için. Bir sürü okula gittim. Sürekli taşınmalarımızın bir hediyesi. Önceleri okul bana iyi geldi. Öğretmenler bana ölümü unutturabiliyordu. Ama sadece birkaç yıl sürdü kürsüdekileri önemsemem. Sonra anlamamaya başladım okulu. Neden bir sınıfta toplanıp, bir kişinin dediklerini dinleyip not alıyoruz, diye düşündüm . Eğer bu soruyu sormasaydım çoktan uluslararası politika lisansımı tamamlamış olurdum. Midem bulanmasaydı kağıt ve kalemden, kitaplardan, doktora bile yapardım. Bir zamanlar hayal ettiğim gibi bir devlet adamı olurdum. Ama benim, her zaman için hatam çok soru sormam oldu. Bu huyum çok meraklı olmamdan değil, yanıtları bilemeyişimdendi. Bana yöneltilen sorulara yine sorularla yanıt verebiliyordum ancak. Süründüğüm üniversitelerde herkes heyecanla dört beş yıl sonrasını düşünerek anlatılanları dinlerken, ben amfinin sıralarına hikayeler yazdım evimin kapısının üst kilidinin anahtarıyla ... Terk ettim okulu. Belki hala bir yerlerde kayıtlarım duruyordur ve yoklama kağıtlarına "yok" yazılıyorumdur. Ve belki de benim için söylenecek en yerinde kelimedir. Ben yokum! En azından yokmuşum gibi dönsün dünya diye nefesimi bile tutmuştum bir zamanlar.
Bendeki erken yükselişin ve daha hayatın yeni öğrenilmesi gereken yaşta bu noktaya varmış olmamın nedenini bilmiyorum. Belki de ben dünyadan daha hızlı döndüm. Hepsi bu. Gölgesinden hızlı silah çeken o çizgi film kahramanı gibi. Sonra son olduğuna inandığım bir hale geldim.
Kayra bana "Son yoktur" dedi.
" Yarar yok bu dünyada! Ölüm varsa yarar yok! Ölüm bütün sihri bozar. Kurtardığın hayatlar da ölür. Aldığın Nobeller de paslanır. Doğ duğun evler de yıkılır. Bin yıl yaşa, görürsün! " dedim kendime ...