...gece lambasının titrek ışığı altında baş başa geçirdiğimiz acı, ama gene de tatlı saatlerde nelerden söz etmedik!.. Aklımıza gelen, yüreğimizden kopan, açığa vurmak istediğimiz her şeyden... Mutluyduk... Ah, hem keder hem sevinç dolu ne saatlerdi onlar! Şimdi anımsadıkça tatlı bir elem sarıyor içimi. Anı tatlı da acı da olsa her zaman ıstırap verir insana. Belki başkası öyle değildir, ben duyarım bu ıstırabı. Ama tatlıdır bu ıstırap. Kalp acı çekmeye, ezilmeye, sıkışmaya, kederlenmeye başladığında anılar onu, gündüzün sıcağında kavrulmuş cılız, zavallı bir çiçeği akşam serinliğinde çiy tanelerinin canlandırdığı gibi canlandırır.
Bir gece, bu telsizden son defa anons geçilecek. Adınız okunacak önünde şehit denilecek. İşte o zaman bütün kara gecelere güneş doğdu demektir, bütün karanlıklar sabaha erdi demektir, bütün dertler vuslata erdi demektir. Arkadaşlar elbette zaman zaman gam, keder, elem, belki acı çekeceksiniz. Ancak şunun bilincinde olmalısınız ki bu dağda, bu aşağılık mekanda ve bu vatan parçasında gafletimizi besleyen bir takım insanlar, düşmanlar var. Onlara bu gafleti verirseniz onlar size acımaz, özlediğiniz insan size acır. Zaten o yüzden özlersiniz. Bir gün özleminizi sona erdirmek için, bu gün gaflete düşmeyeceksiniz.
1000Kitap
BAYRAMLAR BAYRAM OLA 5 Giden Bayramlardan almadık bir tad
“…Ah, anlatamıyorum, anlatamıyorum; kalbimin ince bir damarının koptuğunu, ruhumun bir elem, bir keder, bir hüzün perdesiyle örtüldüğünü nasıl bir dille anlatayım? Kime anlatayım?"
- Nereden geliyorsunuz peki? - Elem evinden. Ruh hastasıyım, -diye yanıt verdi yeni gelen.
Alıntı