Arap topraklarında Sufilere karşı yapılan en ateşli suçlamalar Muhammed ibn Abdü’l-Vahhab’ın (ö. 1792) yazılarında bulunur. Onun takipçileri kendilerine Muvahhidun (tevhidciler) derler ve Allah’ın birliğinden şüphe edilemeyeceğini vaaz ederler. Ancak muhalif çağdaşları onlara hareketin kurucusunun isminden hareketle Vehbabiler demiştir.
Muhammed Abdü’l Vahhab, İbn Teymiye ve Birgili Mehmed ile çağdaşlarının çoğunun benimsediği İslam’ın doğru yoldan sapmış olduğu düşüncesini paylaşıyor ve bundan dolayı derin bir elem duyuyordu. Her üçü de Müslüman olmanın ne demek olduğunun cemaatteki herkes için net olduğunu düşündükleri Hz. Muhammed ve sahabeleri dönemine büyük bir özlem duyuyorlardı. Kendi dönemlerinin aksine, o zamanlar müminler topluluğunda herhangi bir sapkınlık olduğuna dair bir emare yoktu. Her üçü için de bu idealize edilmiş geçmişe dönüş Müslümanların geleceğini teminat altına alacaktı. Arapçada atalar için kullanılan sözcük salaf (Tr. selef) idi, bu nedenle ilk Müslüman cemaatin uygulamalarına dönüş hareketi 19. yüzyılda Selefiye olarak adlandırıldı.
Peygamber Efendimiz için yazdığı bir şiirinde O'nu cihanı aydınlatan bir aya bezetir ve mahşer gününde günahkârların imdadına yetişerek ihsan edeceği büyük şefaati hatırlatır:
Eflâki kıldı pür-ziyâ
Mâh-1 Resûl-i kibriyâ
Okunsa yer yer yeridür
Na'at-1 Resûl-i müctebâ
Dillerde kalmasa elem
Olsa gönülden gam cüdâ
Mâh-t rebía irmişiz
Sâg u selâmet Fârisâ
Âsilere mesned olur
Ol şâh-1 dîn rûz-1 cezâ
Ana salât ü hem selâm
Kıldı bize bunca atâ
Cam parçalarını elmasa, gölgeyi güneşe tercih ettiğimiz sürece, 'emanete hıyanet' etmiş, akılsızca bir yatırıma girişmiş oluyor; bittiği anda şu dünyada bile elem veren fani zevkleri ebedî bir hayata tercih ediyorduk.Aklımız başımızda olduğu halde giriştiğimiz bu akılsızlığa ve hıyanete münasip bir ceza göreceğimiz de muhakkaktı.