Ünlü âşıklar geldi aklıma; bu işi meslek hâline getirmiş kadın- lar, erkekler... Hiç usanmadan bir tutkudan ötekine koşan, gösteri arabacıları gibi kimi kez üç-dört aşkı aynı anda sürdürebilen kişi- ler yok mu? Onlar ne arıyorlar acaba?
Gerçek amacımı yola çıktıktan sonra fark ettim. İngiltere'den ayrıldığımda kaçtığımı sanıyordum. Belirsizlikten, karmaşadan, her şeyden çok da kendimden kaçıyordum. Zaman- la başka biri olabilirim, kendimden daha iyi, daha güçlü birine aşılanabilirim sanmıştım. Derken kaçmadığımı, kovaladığımı an- ladım. Kendi tez-ayaklı, uçucu, başka bir yaşamda başka biçimde yaşayan benliğimi yakalamak çabasındaydım.
Zaman hakkında düşünmek, birbirine karşıt iki kesin bilgi doğrulamaktır: Dış yaşamımız mevsiz biri belirleri mımızı belirleyen ise çok daha düzensiz bir şeydir - günlük za nın buyruklarını kesip atan imgelem gücü, şimdinin ve buranan sınırlarını yok sayma özgürlüğünü tanır bize; saf zaman sarmal içinde, yani, içerdiği ve içermediği her şeyle evrenin halkan b yunca bir şimşek gibi uçmamızı sağlar.
"Hangi kayadan yontulduğunu, hangi çukurdan çekilip çıkarıldığını hatırla."
Güldü. "Peki ya kanatların?" dedi. "Kürek kemiklerinde hâlâ köklerini taşıyorken onları nasıl unutabilirsin?"
Bir şey demedim. İncil'e göre yalnızca meleklerin kanatları vardır; biz geri kalanlar kurtarılmayı beklemek zorundayız.