• Emek verilmiş hiçbir kitap için olumsuz elestri yapmayı sevmiyorum.Ancak çok genç bir yazar oluşu ,yaşadığı hayat tecrubelerinin buna bağlı yetersizliği gibi birçok nedenden benim beklentimi karşılamadı
  • İlk kez 6 ay önce okumuştum.Diğer Arthur Conan Doyle kitaplarından daha farklı geldi diyebilirim.Özellikle içinde bulunan iki başlık.Kitap hakkında pek söyleyecek bir şey yok.Yayın evi ile ilgili bir eleştri olacaksa o da,Tutku Yayın evinin yazım ve noktalama hatalarına çok sık rastlayacağınız olacaktır.Ama dediğim gibi, fazlasıyla sürükleyeci.'Deniz antlaşması ve Aslan yelesi' bu iki konu size yazım hatalarını düşündürmez bile.Keyifli okumalar.
  • Bizde okumaya, her toplumda görülmeyen teatral bir saygı vardır: "Aman okuyun! deriz, "Okumuş adam" der takdir ederiz. Ancak okumanın verimli sonuçları olan farklı düşünce veya eleştri ortaya çıktığı zaman, aynı saygının pek geçerli olmadığı, hatta artan dozda bir düşmanlığın sergilendiği açıktır.
  • Okulda okunması için verilen kitaplardan genelde. Aslında cok aşıri memnun kalmadım benim icin bir ek oldu sadece sinav icin okumuştum. Kotu değil tabi çok okunanlar arasında ben kötü bir elestri yapamam
  • ACUN’UN KEŞFEDEMEDİĞİ TEK ADA:)

    Dikkat!!!Survıvor izleyicilerine duyrulur!!Kitap ;Yüksek doz eleştri ,ders ve bilgi içerir!!!

    Hani kültürümüzde çok sık kullanılan “on parmağında on marifet “deyimi var ya;İşte Livaneli o deyimin vücut bulmuş hali:)
    O kadar da abartma diyenler olacaktır muhakkak.Hayır efendim ben değil Livaneli abartıyor.Yazarlıktan ,besteciliğe ,film yönetmenliğinden ,siyasete..daha neler neler .Parti kur oy verelim diyecektim ki onu bile yapmış yahu:)
    Bu ülke kendini geliştirmiş,çok işlerde isim yapmış birilerini sevmez.Nedendir bilmem,bizde iyi adamları sevmezler .Biri genlerimize bir şey kattı kesin .Başka açıklaması olamaz :)


    Son ada hani Şu günümüz Türkiye’sinin;göbek adı,kayıp çocuğu,saklı kalmış kardeşi..
    Okudukça göreceksiniz ki Livaneli ülkenin nabzını şöyle ucundan yakalamış.Hiciv sanatını kendi diliyle hani nasıl desem besteleye besteleye göstermiş:)Müzisyen adamın eleştirisi bile naif oluyor canım :)

    Efendim gelin şimdi bir masal yazalım mı hep beraber .?Nasıl başlardı masallar ;Bir varmış bir yokmuş .Ütopyaların birinde Son Ada adında ,herkesin mutlu mesut yaşadığı bir ada varmış .Burda insanlar kardeş gibi ,kavgasız ,huzurlu geçinip giderlermiş .Kimse kimsenin hakkını gasp etmez ,sorgulamaz,hersey imece usuluyla yapılırmış .Masalımız bu ya bir gün bu adaya Başkan adında kötü mü kötü bir diktatör gelivermiş .Herkes ilk başta bu adamın ne kadar kötü olduğunu anlayamamış.Bu adam öyle kötü ,öylesine kurnazmış ki insanları sözleriyle büyüker ,haksızlıklar karsında susturur,her dilediğini yaptırırmış.Bu adanın halkı öylesine saf öylesine uykudaymış ki baskanı dünyanın en melek insanı sanırlarmış .Başkan “diktatör değilim ben ,öyle olsa bu işleri demokrasi ile yaparmıydım” der,her yaptıgı kötülüğe böyle kılıf uydururmuş .Adanın sürü halkı da bir türlü uyanamazmış.Derken bu adada halkla beraber yıllarca yaşamış olan martılar varmış .Kötü niyetli bu Başkan işe ağaçları kesip ,martıları yok etmekle başlamış .İlk baslarda itiraz edenler olsa da zamanla baskanı haklı bulup susmaya baslamışlar.Derken hergün yeni olaylar yaşanmış ve ada bir cehenneme dönüşü vermiş .Kardeşlik bitmiş ,huzursuzluk boy göstermiş .Ama kimsenin aklına Başkanı suçlayıp adadan uzaklaştırmak gelmemiş.Aralarında uyananlar da haksızlıklara boyun eğmeden olanları seyretmekle yetinmiş ...
    ....
    Masal böyle devam ederken sonunda ne oldu dersiniz?
    Livaneli’nin masalının sonu belli ,peki ya bizim masalımızın sonu ne olacak ?
    Ne zaman uyanacağız,ne zaman başkaldıracağız ;zulümlere ,
    haksızlıklara?
    Ne zaman uyanacaksın ey ada kardeşim?!!


    Bu adamı sevin yahu .Yazarlığını sevmediyseniz,yönetmenliğini,olmadı senaristliğini,hadi onu da sevemediniz siyasetini,en olmadı “yaradılanı severim ,yaradandan ötürü “diyen adamın hayrına sevin bari:)(Yüzde elli cepte).

    Bir yerde bir yazı okumuştum .Şöyle diyordu”bu ülke gittikçe geriye gidiyor ;İnşallah bir yerlerde Mustafa Kemal’e denk geliriz.

    Dipnot:Esere ve yazara dair övgüler tamamiyle şahsımın görüşleridir.Her türlü eleştiriye açıktır.
  • En başta şunu söylemek istiyorum kesinlikle bu kadar az okumayı hak eden bir kitap değil. 47 okuma böyle bir kitap için çok komik bir rakam.Bir kez daha şahit olduk ki ,bu ülkede popülerliliği elde edememiş kitapların çoğu ,okunmamaya mahkum. Şu durum beni gerçekten çok üzüyor diye bilirim.
    Kitabımıza gelecek olursak , gerçekten bu kadar sade olup, bu kadar kafanıza kafanıza vuran çok az kitap bulursunuz. Dil olarak çok çok anlaşılır. Sizi hiçbir şekilde zorlamaz ama hissettirdikleri dilinin basitliği ölçüsünde karmaşık, yoğun.
    Karakterlerin hepsi bir amaç, bir neden uğruna yerleştirilmiş kitaba okurken bunu çok iyi hissediyorsunuz. Kimi bir sonuca ulaşmak adına, kimi de bir sonuç olarak var kitapta. Çoğunlukla karakterler bir eleştriydi bana göre. Mevlüt Doğan, Temel Diker, Rıza Koç.Hatta ana kahraman Can Tezcan bile kendi içinde doğru kalmak ile düzene ayak uydurarak işlerini halletmek arasında tercih yapamayarak ,çoğumuzun hayatında derinden duyduğumuz bir kararsızlığı bizlerle paylaşıyor.
    Kitap suçsuz halde içeride tutulan arkadaşını kurtarmak isteyen avukatımız Can Tezcan'ın yargıyı özelleştirme fikrini ortaya atmasıyla başlıyor. Dağların,denizlerin, kurumların özelleştirildiği , denize girmenin artık çok çok eski anılar olarak anlatıldığı bir ortamda yargının özelleştrilmesi dünyanın en doğal şeyi olarak karşılanıyor ve kollar sıvanıyor. Yargı da özelleşir mi kardeşim demeyin. Yapınca oluyor. Olduruyorlar.
    Kitapta temelde beni derinden etkileyen üç şey vardı.
    Birincisi kitabında adını aldığı gökdelenler. Çünkü onlar, İstanbul'a yeni bir çehre getirmenin de ötesinde yeni bir hayat tarzı olarak ortaya çıkıyor. Düşünün ki çoğumuzun bereket diye bildiği toprak artık zorunluluk olmadıkça dokunulmaması gereken, ondan olabildiğince uzak durulması gerektiği için insanların 500 metre yukarılara kaçtığı bir unsur oluyor. İnsanlar gökdelenlerinden zorunlu olarak yere indiklerinde, gökdelenlerinin huzurlu, güvenli kollarına koşmak için sabırsızlanıyor. Özel jetin ile gökdelenin en tepesindeki eğlence mekanlarına gelip eğlenmek artık yeni bir statü göstergesi haline geliyor. Bütün insanların varını yoğunu satıp,Temel Diker'in gökdelenlerinden bir daire sahibi olmak için çabaladığı bir zamanda, eski evini,anılarını satmak istemeyen Hikmet Amca'da bu düzene verilmiş güzel bir eleştri belkide.
    İkincisi Yılkı Adamları. Bütün herkesin bildiği ama görmezden gelmeyi seçtiği. Şehirdeki makinelerin yerlerini aldığı için, aç kalan bu yüzden çareyi doğa da arayan , böcek,ot ne bulurlarsa yiyerek yaşamaya çalışan diplomalı,diplomasız insanları düşünün. Çocukları,yaşlıları.Bunların sayısı ise şehirde yaşayanlardan çok çok fazla. Şehirdeki bir avuç insanın ise bunlardan haberi yok. Böyle bir şeyin şehir efsanesi olduğuna inanıyorlar. Başbakan ise onlar için yaptığı şeyi övünerek anlatıyor ve diyor ki ''Çöplerimizi yılkı adamlarının ulaşabileceği yerlere koyuyoruz.''Ne büyük bir lütuftur bu.
    Üçüncüsü ise insanların ne kadar kör ,sağır, dilsiz olabileceğinin en güzel örnekleri.

    Okumadığınız da çok şey kaybedeceğiniz bir kitap. Bir şans verin.
  • “Eleştri olduğu sürece umut da var demektir.”