Onun kaybının neden olduğu hissizliğin yerini, hiç beklemediğim anlar da yüzüme çarparak beni hıçkırıklar içinde iki büklüm bırakan acı dalgaları almıştı. Neredesin? diye haykırıyordum zihnimin içinde. Nereye gittin? Elbette, hiçbir soruma yanıt alamıyordum.
İlk başta biri, sonra diğeri, çok geçmeden kalabalığın her bir üyesi, önce dudaklarına dokundurdukları sol ellerinin ortadaki üç parmağını bana doğru kaldırdı. Bu mıntıkamızın artık nadiren kullanılan eski selamıydı. Artık yalnızca, o da arada sırada, cenazelerde görülüyordu. Şükran, takdir, sevdiğiniz birine veda anlamına gelirdi.
Bu yüzden, ben kıpırtısız bir şekilde sahnede dikilirken, ellerinden gelen en cesur protestoyu gerçekleştirdiler. Sessizlik. Bunun anlamı kabul etmediğimizdi. Buna gözlerimizi kapatmıyorduk. Bütün bunlar yanlıştı.