- Sen hiç savaş gördün mü? diye atıldı
Tunçgiller'in Beyi. Sen hiç savaş gördün mü?
Görmedim; dedi Bey. Görmedim. Görmek de istemem ama...
Ben çok gördüm! dedi Tunçgillerin Beyi.
"Önümde kana bulanmış adamlarım vardı. Kılıçla, bıçakla, silahla öldürülmüş. Üzerlerine bastım. Onların üzerlerinden geçtim. Soğuktular. Buz gibi. Ölümün soğuğu dışardakine benzemez. İpince bir ip gibi keskindir. Ben o iple kesildim belki yüzlerce kez. Şimdi sen bize aynı ipte tekrar oynayın diyorsun. İp görmemiş cambaz ne anlar düşeceği uçurumdan!"
- "Sahil boyunca uzanan, birbirinden farksız kum tanecikleri kadar çoktuk. Doğuyor, yaşıyor ve ölüyorduk. Bu döngü sürüp gidiyordu. Bir sürü hayat yaşanıyordu. Ve öldüğümüzde yitip gidiyorduk. Birkaç nesil geçip gidiyordu. Ve hiç kimse doğduğumuzu bile anımsamıyordu. Hiç kimse göz rengimizi ya da içimizi kasıp kavuran tutkularımızı hatırlamıyordu. Er ya da geç hepimiz çimler arasında bir taş, yosun kaplı bir mezar taşı oluyorduk..."