Elf Okn

K12, vaazlarda işlenen ve söz konusu konulara ait olan hatıralarını daha spesifik bir örnek vererek şu cümlelerle izah etmiştir: "...Örneğin o dönemlerde genellikle kadınlara çok büyük işler düştüğüne dair hocalarda sanki ağız birliği edilmiş bir anlayış vardı. 'Kadın evinin en birinci öğretmenidir' diye o zaman bizlere böyle söylerlerdi. Buradan hareketle annelerin çocuğunu yetiştirmesi telkin edilir, bu konu bilhassa vurgulanırdı. Toplumun düzelmesi için annenin çocuğuna ahlâk eğitimi vermesi gerekirdi. Öte taraftan anne ve babaya itaat etmek de sıklıkla işlenen konular arasındaydı. Hiç unutmam, "Ve bi'l-Valideyni İhsana" ifadesini o zamanlar camilerdeki vaazlarda, hocanın ağzından çok duyardım. Hatta henüz Kur'an okumadığım zamanlarda bunu vaazlarda duyup ezberlemiştim. Ne olursa olsun anne babaya hakarette bulunmayacak çocuklar denirdi..."
Sayfa 114
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
(...) K10, günlük olarak verilen bu vaazları kendi tecrübesi üzerinden, detaylar da sunarak şu sözleriyle açıklamıştır: "Çocukluğumda bizim mahallede bir imam-hatip vardı, çok saf, temiz ve işinin ehli biriydi. Ben onu çok severdim ve kendim için hep örnek aldım. 'Ben de bir gün böyle bir imam olacağım' diye hayal kurduğumu iyi hatırlarım. Kimileri görüntüye, kimileri hitabına, kimileri ilmine irfanına itibar eder. Bu hocamızda bunların hepsi vardı. Ben onu örnek aldım. Bu hoca cemaate kendisini sevdirirdi, camiyi çok güzel temizlerdi vesaire. Ama benim hatıralarımda canlı olan en önemli özelliği şuydu ki hoca akşam ile yatsı vakitleri arasında gitmezdi evine. Camide kalırdı ve her gün insanlara vaaz ederdi. Camiyi bir ev ortamı haline getirmişti. Babamlarla, amcamlarla falan her gün değilse de sıklıkla giderdik bu vaazları dinlemeye. Bizden başka gelenler de olurdu elbette. Akşam işinden dönmüş olanlar gelir burada hem dinlenir hem de vaaz ve nasihat alırdı."
Sayfa 111
Her şeyden önce, yazılı belgelerde hiçbir şekilde yer bulamamış olan kişi, konu veya detaylar sözlü tanıklık ve mülakat aracılığıyla fark edilip literatüre ve bilimsel disiplinlerin alan yazınına kazandırılabilir, böylelikle çalışılan dönemin daha sağlıklı ve bütüncül bir şekilde anlaşılması sağlanabilir. Bu vesileyle görünmeyenin, gizli kalanın da görünür hale getirilmesi imkânı ortaya çıkar. Doğrudan kişilere ulaşarak yapılan bir çalışmada tarihin kitap ya da dokümanlardan öğrenilmesinden ziyade tarihin kendi içerisinde seyahat etme fırsatı mevcuttur. Öte yandan araştırmanın veri toplama sürecine sözlü ve şifahî bilgiler de eklenerek bu alanın sadece tarihçilerin değil, farklı disiplinlerde çalışan diğer araştırmacıların da inceleme yapabileceği bir saha haline getirmek mümkündür. Bununla beraber sözlü tarih, verileri doğrudan birinci kaynaktan almaktadır. Zira bir olayı ya da durumu doğrudan yaşamış olan kişilerin tanıklığı ile elde edilmiş olan veriler, kaynağın bizatihi kendisinden alınmış demektir. Tarihsel bir dönemin canlı şahitlerine ulaşmanın ve bu şahitlerden bilgi toplamanın mümkün olduğu bir zeminde, sonradan yazılmış kaynaklar, ikincil bir kaynak değeri taşımaktadır. Kendisinden veri toplanan şahitler, burada canlı birer bellek olduğundan, bu şahitler henüz hayatta iken söz konusu belleğin irdelenmesi, ortaya çıkarılması ve kaybolmasının engellenmesi, araştırmacılar için önemli bir görev ve sorumluluktur.
Sayfa 48
giriş
Bir toplumun içinde bulunduğu zamanı anlaması ve geleceğe ilişkin tasarılarda bulunması, öncelikle geçmişini bilmesi ve tanımasıyla mümkündür. Zira hâl ve gelecek, maziden ve mazideki tecrübelerden bağımsız olmamakla beraber önemli ölçüde bu tecrübeler üzerinden teşekkül etmektedir. Bu durumu din eğitimi gibi toplumun geçmişiyle şekillenmiş ve bu geçmişten beslenerek tekâmüle doğru yol almaya çalışan bir alan için de dile getirmek ve geçerli kılmak mümkündür. Nitekim din eğitiminin bugününü bilmek ve yarını hakkında planlamalar yapmak, esasında dününü bilmek ve tanımakla mümkündür. Dolayısıyla din eğitiminin dününü konu alacak şekilde din eğitimi tarihi de din eğitimi biliminin araştırma sahası içerisinde yerini almıştır.
Sayfa 20