Çocuklar ebeveynleri tarafından sürekli olarak İslâm'ın beğenmediği biçimde davranıyorlar mı, İslâm esaslarını çiğniyorlar mı, diye izlenirler. Ama yetişkinler böyle bir kayıt altında değillerdir. Üniversite içi ve dışından İslâm karşıtı propagandanın hedefidirler. Fakülte sınıflarında, ödev olarak okudukları kitaplarda bilim ve çağdaşlık adına devamlı yabancı ideolojiler kendilerine sunulmaktadır. İslâm karşıtı görüş ve davranış biçimlerinin bilimsel gerçeklik olduğu ve objektif olguları yansıttığı iddiası vurgulanmaktadır. Çok küçükken müslüman öğrenciye İslam, baba otoritesinin yetkin sesiyle sunulmuştur. O zaman kafası 'objektif' iddiaları anlayıp takdir edecek olgunlukta değildi. Bu sebeple kendisinin İslam'a bağlılığı akıl yürütüp ikna olarak değil, duyguları yoluyla gerçekleşmişti. İslam'a bağlılığı 'bilimsel', 'objektif' ve 'modern' gerçeğin taarruzu karşısında, tabiatıyla, tutunamaz. İslamî görüşler aynı objektiflik ve bilimsellik gücüyle, aynı çağdaş olma cazibesiyle sunulamayınca müslüman üniversite öğrencisinin Avrupaî fikirlere eğilim duyup benimsemesi söz konusu olmaktadır. Müslüman üniversitelerde İslam'dan uzaklaşma süreci böyle başlamaktadır. Üniversitedeki dört yılı boyunca karşılaştığı bu yabancılaştıran etkiye bir de basın, çevre ve toplumdan gelen aynı eşitlikte, hatta daha fazla etki eklenince müslümanın İslamî şahsiyeti tahrip olmaktadır. Bir kültür bilgici, ne İslam'ı ne de batıyı bilen bir tip, o an gönlünü okşayan sözler sarfeden herkesin peşinden gitmeye hazır bir zavallı haline gelmesine şaşmamak gerek.