Bütün aptal âşıklar, aşkın kendilerine has olduğuna inanırlar. Onlara sorsanız, daha evvel kimse o cümleyi kurmamış, o şarkıyı dinlememiş, o yağmurun altında el ele yürümemiştir. Söylenmedik söz, okunmadık şiir, dinlenmedik şarkı kalmadığını; içinden geçtikleri her minik an ve his kırıntısının dünya dönmeye başladığından beri yaşandığını, döndükçe de tekrarlanacağını, yani pek de öyle hususi sayılamayacağını bilmez yahut bilmezden gelirler.
Zira bazen kalp; minik, çalışkan bir fabrika gibi heves, heyecan ve aşk üretir, biriktirir. Depo dolup taştığında, nakil için başka bir kalp bulmak lüzumu baş gösterir. Kimi kez hiç düşünmeden, mümkün olan, hatta mümkünse mümkün olmayan ilk kalbe aktarır insan biriktirdiğini. Yani belki de aşk, birine karşı duyulan hisler toplamından ziyade, kendi başına yetişen, sahibini arayan öksüz duyguların neticesidir.