''Selam olsun kardeşlerime! Onları görmeyi ne kadar da arzu ediyorum.''
Orada bulunan ashâb-ı kirâm efendilerimiz, Resulullah'ın bu sözü üzerine: ''Ya Resûlullah! Kardeşlerin bizler değil miyiz?'' dediler.
Efendimiz onlara dedi ki:'' Sizler benim ashabımsınız. Kardeşlerim ise beni hiç görmedikleri hâlde bana iman edenler, sesimi işitmedikleri hâlde çağrıma kulak verenler, benimle aynı mekânı paylaşmamalarına rağmen bana tâbî olanlardır. Ben onları Kevser Havuzu'nun başında, o dehşetli günde bekleyeceğim.'''
İman eden, Allah'a kul olur; imanın tadına varan, Allah'a Hz.İbrâhim (as) gibi Halîl, Efendimiz (sas) gibi Habîb olur. İman eden, Allah'ın kendisinden istediği bazı emirleri sorumluluk olarak görür. İmanın tadına varan, her emri kendisini Rabbine yaklaştıran en büyük vesile olarak görür. Mesela; iman eden için namaz Allah'ın (cc) günün beş ayrı vaktinde kendisinden istediği bir ibadet; imanın tadına varan için ise Allah ile buluşma, O'na kavuşma, Rabbi ile dertleşme ve konuşma imkânıdır. Böyle olduğu için de imanı en fazla tadan bir beşer olan Efendimiz (sas) için namaz; gözünün nuru ve aydınlığıdır.
Efendimiz'i en iyi tanıyan Âişe(ra) validemiz bir soru üzerine :"O'nun ahlakı Kur'ân'dı." diyerek ahlakının aslında Kur'ân'ın hayata dönüşmüş bir şekli olduğunu beyan etmişti.