Çörçil'in hatıralarında belirttiği gibi:
''Türkler öyle bir savunmaya girmişlerdi ki, canlarını veriyorlar, ama vatan topraklarından bir karış bile vermiyorlar...'
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
''Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı..''
Ya öldürmek ya ölmek! Zaten bu verilmiş bir emirdir. Yerine getirilmiş bir emirdir. Çünkü askerini bu taarruza kaldırırken etrafına topladığı alay subaylarına verdiği emir şudur:
''Size ben taarruzu emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum...Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar olabilir.''
Kumandan işte böyle bir anda bu emri verebilen insandır. Bu emri alanlar, öldürmeyi ve ölmeyi bilen insanlardı. Netice şu oldu. Düşmana saldırıldı. Boğuşuldu. Düşman dayanamadı. Geri çekildi. Arıburnu cephesi işte böyle açıldı.
Hemen şunu belirtelim ki, hem vakti hem de sonucu hesaplanmamış olan bir Sarıkamış harekatı değildir. Gerçi Sarıkamış da kan ölçüsü bakımından bir hafta, on günde 90.000 kişilik ordunun erimesine mal olmuş maceradır. Ama bu maceranın, ne Birinci Dünya Harbi'nin gelişmesi ve sonucu, ne de harp sonrası devrinin kaderi üstünde bir etkisi olmamıştır. Halbuki Çanakkale muharebeleri, hem birinci Dünya Harbi'nin gelişmeleri ve sonucu, hem de harp sonrası devletin gelişmesi üstüne damgasını vurmuştur.
Sarıkamış'tan sonra Enver Paşa, artık hürriyet kahramanı Enver Bey değildir. Şair ve yazar Süleyman Nazif'in dediği 'Enver Paşa, Enver Bey'i öldürmüştü!' sözünde gerçeğin büyük payı vardır.