Anlatıldığına göre, padişah birini bir işe göndermişti.
Adam işi padişahın hoşlanmadığı şekilde yaptı. Padişah onu
azletti ve tutuklanarak başkente getirilmesini emretti. Onu
azarlamaya başladı. Zavallı dedi ki: “Ey padişah, yarın sen de
Allah’ın huzuruna çıkarıldığında sana nasıl muamele edilmesinden hoşlanacağını düşün!” Padişah, “İlâhî af!” dedi. Adam,
“Öyleyse sen de beni affet; zira Allah’ın affı padişahın affına
bağlıdır.” dedi.
Beyit: Ben senin sen de Hakk’ın yanında suçlusun
Sen affedersen Allah da seni affeder. Padişah bu sözden çok hoşlandı, onu serbest bıraktı ve eğitimini sağladıktan sonra tekrar aynı işe gönderdi.
İskender, “Af ne zaman güzeldir?” diye sordu. Filozof,
“Düşman karşısında güçlü ve muzaffer olduğun zaman. Çünkü af zaferin şükrüdür.” diye cevap verdi.
Rivayet edildiğine göre, bir suçlu, bir Arap hükümdarının birkaç akrabasını öldürmüş olmasına rağmen yanına gelmişti.
Hükümdar dedi ki: “Ne cesaret! Bana ve akrabalarıma karşı
büyük bir suç işlediğin halde seni cezalandıracağımdan korkmadan yanıma geldin.” Adam şöyle cevap verdi: “Huzuruna
beni cezalandırmandan korkmadan geldim; çünkü suçum ne
kadar büyük olsa da senin çok affedici olduğunu biliyorum.”
Hükümdar onun bu sözünü beğendi, suçunu bağışladı ve
inâyetiyle ona ihsanda bulundu. Hükümdarın nedimlerinden biri, “Böyle bir düşmanı ele geçirmişken intikam alacağın
yerde onun sözlerine kandın.” dedi. Hükümdar şöyle karşılık verdi: “Hayır, öyle değil, kendi kendime düşündüm. Eğer
ondan intikam alırsam içim rahatlar ve mutlu olurum; fakat
affedersem onun gönlü rahatlar, böylece hem dünyada iyilikle
anılırım hem de âhiret sevabını kazanırım. Biliyorum ki, Aftaki lezzet intikamda yoktur.”
Sıcak bir havada bir yaşlının bahçıvanlık yaptığı bir bahçeye gelmişti. “Ey ihtiyar, bu bahçede nar var mı?” diye sordu.
Yaşlı, “Evet, var.” diye cevap verdi. Behram, bir bardak nar
suyu getirmesini emretti. Yaşlı adam hemen gidip bir bardak
nar suyu getirdi ve Behram’ın eline verdi. Behram içtikten
sonra “Ey ihtiyar, bu bahçeden ne kadar kazanıyorsun?” diye
sordu. Yaşlı, 300 dinar kazandığını söyledi. Sonra “Divana ne
kadar veriyorsun?” diye sordu. Yaşlı şöyle cevap verdi: “Bizim
padişahımız ağaçlardan vergi almıyor, sadece ziraattan öşür
alıyor.” Behram kendi kendine düşündü: “Ülkemde bahçe çok
ve her bahçede sayısız ağaç var. Eğer divana bahçelerden de
öşür verirlerse çok para toplanır ve tebaaya da bir zararı olmaz.
Bundan sonra bahçelerden de vergi alınmasını emredeyim.”
Bahçıvana dedi ki: “Bana bir bardak nar suyu daha getir!”
Bahçıvan gitti, bir süre sonra bir bardak su getirdi. Behram
dedi ki: “İlk gittiğinde çabucak döndün, fakat bu defa hem beni çok
beklettin hem de önceki kadar su getirmedin.” İhtiyar, onun
Behram olduğunu bilmiyordu. Dedi ki: “Delikanlı, bu benim
suçum değil, padişahın suçudur. Bu esnada o niyetini bozdu
ve zulme niyetlendi. Böyle olunca da mecburen meyvenin
bereketi kayboldu. Ben ilk defasında bir nardan bu kadar su
çıkarmıştım. Bu sefer on tane nardan birincisi kadar su elde
edemedim.” Behram bu sözden etkilendi ve o planı kafasından çıkardı. “Ey ihtiyar, biraz nar suyu daha getir!” dedi. Yaşlı
adam, bahçeye gitti ve elinde dolu bir bardak nar suyu ile gülümseyerek döndü ve Behram’a verdi. Yaşlı dedi ki: “Ey yolcu,
bu ne ilginç bir haldir ki padişahımız zulüm niyetini değiştirdi
ve hemen bereket kendini gösterdi. Bir nardan bir bardak su
çıktı.” Behram, yaşlıya işin iç yüzünü anlattı ve niyet değişikliğinden bahsetti. Bu söz diğer
Anlatıldığına göre, Selçuklu sultanı Melikşah bir gün Zinderud’un kenarında avlanıyordu. Bir süre dinlenmek için çayıra indi. Sultan Melikşah’ın maiyetinden özel muhafızı olan bir
hizmetçi onun yanına geldi. Irmak kenarında otlayan bir inek
gördü. Onu kesip etinden kebap yapmasını emretti. Bu inek,
geçimini onun sütüyle sağlayan dört yetim anası yaşlı bir kadına aitti. Kadın bu haberi alınca kendini kaybetti ve sultanın
geçeceği köprünün üzerine gelerek onu bekledi. Aniden Sultan
maiyetiyle birlikte oraya geldi. Kadın yerinden kalkıp atının
dizgininden tuttu. Muhafız yaşlı kadına kamçısıyla vurarak onu
uzaklaştırmaya yeltendi. Sultan, “Bırak, gelsin, zavallının derdini dinleyeyim, kimden şikâyetçi olduğunu öğreneyim.” dedi
ve yüzünü yaşlı kadına çevirdi. Yaşlı kadının sözü, “Mazlum
derdini cesurca anlatsın” mısraında belirtildiği gibidir. Kadın
şöyle konuştu: “Ey Alparslan’ın oğlu! Eğer şu Zinderud köprüsü üzerinde benim hakkımı vermezsen Allah’a and olsun ki
sırat köprüsünde senden hakkımı alıncaya kadar yakanı bırakmam. Bu iki köprüden hangisini tercih edeceğini sen düşün!”
Sultan bu sözden etkilenerek atından indi ve şöyle dedi:
“Anacığım, sakın ha, benim sırat köprüsü üzerinde hesap verecek gücüm yok. Sana kimin zulmettiğini söyle, ondan hakkını alayım.” Yaşlı kadın dedi ki: “Padişahım, huzurunda bana
kırbaç vurmaya kalkışan şu hizmetçi benim geçim kaynağımı
kuruttu, benim ve yetimlerimin geçimini sağlayan ineği kesip
kebap yaptı.” Melikşah, hizmetçinin cezalandırılmasını ve bir
ineğe karşılık yetmiş inek verilmesini emretti. Sultan’ın emri
yerine getirildi. Bir süre sonra sultan vefat etti. Yaşlı kadın hâlâ
hayatta idi. Bir gece yarısı Sultan’ın mezarı başına geldi ve kıbleye dönerek onun için dua etti: “Allah’ım! Toprakta yatan bu
kulun, yere düştüğümde