Elif

Elif
@elfilogy
Kan ve kemik tüm insanlarda bulunur. Farklı olan yürek ve niyettir.
Anlatıldığına göre, padişah birini bir işe göndermişti. Adam işi padişahın hoşlanmadığı şekilde yaptı. Padişah onu azletti ve tutuklanarak başkente getirilmesini emretti. Onu azarlamaya başladı. Zavallı dedi ki: “Ey padişah, yarın sen de Allah’ın huzuruna çıkarıldığında sana nasıl muamele edilme￾sinden hoşlanacağını düşün!” Padişah, “İlâhî af!” dedi. Adam, “Öyleyse sen de beni affet; zira Allah’ın affı padişahın affına bağlıdır.” dedi. Beyit: Ben senin sen de Hakk’ın yanında suçlusun Sen affedersen Allah da seni affeder. Padişah bu sözden çok hoşlandı, onu serbest bıraktı ve eğitimini sağladıktan sonra tekrar aynı işe gönderdi.
Edebiyat
Reklam
İskender, “Af ne zaman güzeldir?” diye sordu. Filozof, “Düşman karşısında güçlü ve muzaffer olduğun zaman. Çün￾kü af zaferin şükrüdür.” diye cevap verdi.
Edebiyat
Rivayet edildiğine göre, bir suçlu, bir Arap hükümdarının birkaç akrabasını öldürmüş olmasına rağmen yanına gelmişti. Hükümdar dedi ki: “Ne cesaret! Bana ve akrabalarıma karşı büyük bir suç işlediğin halde seni cezalandıracağımdan kork￾madan yanıma geldin.” Adam şöyle cevap verdi: “Huzuruna beni cezalandırmandan korkmadan geldim; çünkü suçum ne kadar büyük olsa da senin çok affedici olduğunu biliyorum.” Hükümdar onun bu sözünü beğendi, suçunu bağışladı ve inâyetiyle ona ihsanda bulundu. Hükümdarın nedimlerin￾den biri, “Böyle bir düşmanı ele geçirmişken intikam alacağın yerde onun sözlerine kandın.” dedi. Hükümdar şöyle karşı￾lık verdi: “Hayır, öyle değil, kendi kendime düşündüm. Eğer ondan intikam alırsam içim rahatlar ve mutlu olurum; fakat affedersem onun gönlü rahatlar, böylece hem dünyada iyilikle anılırım hem de âhiret sevabını kazanırım. Biliyorum ki, Afta￾ki lezzet intikamda yoktur.”
Edebiyat
Sıcak bir havada bir yaşlının bahçıvanlık yaptığı bir bah￾çeye gelmişti. “Ey ihtiyar, bu bahçede nar var mı?” diye sordu. Yaşlı, “Evet, var.” diye cevap verdi. Behram, bir bardak nar suyu getirmesini emretti. Yaşlı adam hemen gidip bir bardak nar suyu getirdi ve Behram’ın eline verdi. Behram içtikten sonra “Ey ihtiyar, bu bahçeden ne kadar kazanıyorsun?” diye sordu. Yaşlı, 300 dinar kazandığını söyledi. Sonra “Divana ne kadar veriyorsun?” diye sordu. Yaşlı şöyle cevap verdi: “Bizim padişahımız ağaçlardan vergi almıyor, sadece ziraattan öşür alıyor.” Behram kendi kendine düşündü: “Ülkemde bahçe çok ve her bahçede sayısız ağaç var. Eğer divana bahçelerden de öşür verirlerse çok para toplanır ve tebaaya da bir zararı olmaz. Bundan sonra bahçelerden de vergi alınmasını emredeyim.” Bahçıvana dedi ki: “Bana bir bardak nar suyu daha getir!” Bahçıvan gitti, bir süre sonra bir bardak su getirdi. Behram dedi ki: “İlk gittiğinde çabucak döndün, fakat bu defa hem beni çok beklettin hem de önceki kadar su getirmedin.” İhtiyar, onun Behram olduğunu bilmiyordu. Dedi ki: “Delikanlı, bu benim suçum değil, padişahın suçudur. Bu esnada o niyetini bozdu ve zulme niyetlendi. Böyle olunca da mecburen meyvenin bereketi kayboldu. Ben ilk defasında bir nardan bu kadar su çıkarmıştım. Bu sefer on tane nardan birincisi kadar su elde edemedim.” Behram bu sözden etkilendi ve o planı kafasından çıkardı. “Ey ihtiyar, biraz nar suyu daha getir!” dedi. Yaşlı adam, bahçeye gitti ve elinde dolu bir bardak nar suyu ile gülümseyerek döndü ve Behram’a verdi. Yaşlı dedi ki: “Ey yolcu, bu ne ilginç bir haldir ki padişahımız zulüm niyetini değiştirdi ve hemen bereket kendini gösterdi. Bir nardan bir bardak su çıktı.” Behram, yaşlıya işin iç yüzünü anlattı ve niyet değişikliğinden bahsetti. Bu söz diğer
Edebiyat
Anlatıldığına göre, Selçuklu sultanı Melikşah bir gün Zinderud’un kenarında avlanıyordu. Bir süre dinlenmek için çayı￾ra indi. Sultan Melikşah’ın maiyetinden özel muhafızı olan bir hizmetçi onun yanına geldi. Irmak kenarında otlayan bir inek gördü. Onu kesip etinden kebap yapmasını emretti. Bu inek, geçimini onun sütüyle sağlayan dört yetim anası yaşlı bir kadına aitti. Kadın bu haberi alınca kendini kaybetti ve sultanın geçeceği köprünün üzerine gelerek onu bekledi. Aniden Sultan maiyetiyle birlikte oraya geldi. Kadın yerinden kalkıp atının dizgininden tuttu. Muhafız yaşlı kadına kamçısıyla vurarak onu uzaklaştırmaya yeltendi. Sultan, “Bırak, gelsin, zavallının derdini dinleyeyim, kimden şikâyetçi olduğunu öğreneyim.” dedi ve yüzünü yaşlı kadına çevirdi. Yaşlı kadının sözü, “Mazlum derdini cesurca anlatsın” mısraında belirtildiği gibidir. Kadın şöyle konuştu: “Ey Alparslan’ın oğlu! Eğer şu Zinderud köprüsü üzerinde benim hakkımı vermezsen Allah’a and olsun ki sırat köprüsünde senden hakkımı alıncaya kadar yakanı bırakmam. Bu iki köprüden hangisini tercih edeceğini sen düşün!” Sultan bu sözden etkilenerek atından indi ve şöyle dedi: “Anacığım, sakın ha, benim sırat köprüsü üzerinde hesap ve￾recek gücüm yok. Sana kimin zulmettiğini söyle, ondan hak￾kını alayım.” Yaşlı kadın dedi ki: “Padişahım, huzurunda bana kırbaç vurmaya kalkışan şu hizmetçi benim geçim kaynağımı kuruttu, benim ve yetimlerimin geçimini sağlayan ineği kesip kebap yaptı.” Melikşah, hizmetçinin cezalandırılmasını ve bir ineğe karşılık yetmiş inek verilmesini emretti. Sultan’ın emri yerine getirildi. Bir süre sonra sultan vefat etti. Yaşlı kadın hâlâ hayatta idi. Bir gece yarısı Sultan’ın mezarı başına geldi ve kıbleye dönerek onun için dua etti: “Allah’ım! Toprakta yatan bu kulun, yere düştüğümde
Edebiyat
Reklam