Sustum çünkü köşeye ulaşmıştık ve annemin mezarının yanındaki yere bir adam başka bir mezar kazarken bir görevli de üzerinde adımın ve doğum ile ölüm tarihlerimin yazılı olduğu bir mezar taşı yerleştiriyordu.
Daha ölmemiştim bile.
Yumruğumla gözlerimi silip Mateo'nun yanına kaydım. ‟Sen de sonuna kadar benimle kaldın. Bir daha kaçayım deme. Kaçırılıp kendini boktan bir gerilim filmine konu olmuşken bulabilirsin.”
‟Bir yere gitmiyorum,” dedi Mateo. Güzel bir gülümsemesi vardı. ‟Şimdi ne yapacağız?”
‟Ne olursa.”
‟Gidip bir an yaratalım mı?”
‟Zaten yarattığımızı sanıyordum ama neden olmasın.”
‟Gitmeye hazır mısın? Bu tuzak soru, tabii ki.”
‟Hazır sayılırım,” dedim. Bugün bana eşlik etmek, beni korunaklı alanımdan çıkarmak için kapıma kadar gelmişti, böylece ölene dek yaşayabilcektik.
Malcolm pencereden dışarı bakarken Rufus'u bisikletiyle bir köşeyi dönerken görebilmeyi diledi ve sonunda ağladı. Yüksek sesli, kesik hıçkırıkları suç kaydı olacağı için, karakola gitmekten korktuğu için, hatta Rufus öleceği için bile değildi. Bu geceki en büyük suç, en yakın arkadaşına sarılarak veda edememiş olmasıydı.