Dokunsalar ağlayacakmışsın. Dokunmamışlar. Yine de ağlamışsın; dostun gözünden akan bir damla yaşın yeryüzündeki bütün gölleri tuz gölü yaptığını bilmez gibi.
Sevgili Dost,
Sana ne yazacağım ki, ellerim titremeye başladı. Tokatlı Kânî’dan aldığım iğneli dilim dolaştı. “Ne güzel!” diyecektim oysa, bir dostla yanında değilken konuşmak. Ne güzel diyecektim, mektup mu; yazarak susmak.
Bu gözler sanki aynada kendisine "Niçin?" diye bakıyor gibi geldi. Evet, bu ateşlerin, bu kıskançlıkların sebebi neydi? Hem de ortaya çıkmamış, kıskançlık ve ateşler? Sonra onun adını söylerken, sadece "Suad" derken bu büyük zevk, bütün bu heyecanlar nedendi?