Elif

Sevginin bir ışık gibi vücudundan fışkırdığını sanıyordu. Sanıyordu ki her gören, ilk bakışta, onun bu adama sevdalı olduğunu anlar. Oysa aşk ışık kadar bile maddesel değildi ve renksizdi.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Oysa sevginin varlığı elle tutulur, gözle görülür. Kişi istediği kadar seviyorum, desin, aradan o akım geçmedi mi nafile.
Bu adam, kişiliğini kazırcasına silmiş, içinde kendini dilediği biçimde seyrettiği bir ayna haline getirmişti onu.
Yaşamı gerisinden bir yerden izlediğini anlar gibi oluyordu.
İnsanlar vardır uzun zamandan beri tanıdığımız. Çok şeyler biliriz onlarla ilgili. Uzun boylu söyleştiğimiz, birlikte yiyip içtiğimiz, birlikte gezdiğimiz olmuştur. Unutulup gitmiştir bunların hepsi ama unutulsalar da hiçbiri tam olarak silinmez bu anıların. Sinerler sanki bize, üstümüze başımıza. Eşyalar da böyledir biraz. Bir kullanma öyküsü vardır en azından masaların, koltukların, makinelerin. Anımsanmasa da bu öyküler siner o eşyalara ve o eşyalardan bize. Başka gözle bakarız onlara, bu anılar açısından.