"O meraklı böcek, her işime burnunu sokardı," dedi Hodbin, anılarla iğrenerek.
"Çünkü yalnızdı ve arkadaşın olmak istiyordu."
"Çok yazık ama benim, arkadaşa ihtiyacım yok."
"Herkesin arkadaşa ihtiyacı vardır, Hod. Bazen, yorulan sırtını kayadan kaldırıp bir dostuna yaslaman gerekir."
"Soraklı'nın yaptığı gibi mi? Bak bu, ona ne kazandırdı? Yeni bir ciğer olmadığı kesin, Dede."
Hodbin bu sohbetten sıkılmaya başlamıştı. Ağırlığını bir ayağından diğerine vererek kapıya yaslandı.
Dede'nin omuzları düştü: "Yolun uzun, Hod; yolun çok uzun, oğlum," diye mırıldandı.
Hodbin, Dede'nin kocaman kollarının arasına girdiğinde, kendini yine küçücük bir çocuk gibi hissetti. Sanki yine bir çocuktu ve düştüğünde, canı yanmıştı. Acısını dindirmesi için koşacağı tek kişi ise sımsıkı sarıldığı Dede'ydi. Yamuk gülümsemesi dudaklarında belirirken, adamın sitemine karşılık verdi:
"İyi bir yolculuktan daha büyük hazine mi olur, Dede?"
Sayfa 80 - dede ve hodbin'in sahneleri o kadar tatlı ki orada olmak istiyorum·Kitabı okudu
"Beni özledin mi bakalım, mendebur?"
"Kaya sıçanı görmek istesem, limana inerim," diye homurdandı Dede, oğlunu tersleyerek. Hodbin içten bir kahkaha attı.
"Ben de seni özledim."
Uzun zamandır, birine her şeyini anlatmak ve yüklerinden kurtulmak istiyordu zaten. Lunu olsa ona, devam etmesini ve geçmişi geçmişte bırakması gerektiğini söylerdi. Çünkü kendisi, öyle yapmıştı. Annesini, o boktan çocukluğunu, tüm geçmişini silmiş ve devam etmişti. Sanki bu, çok kolaymış gibi. Ama Arm, onun gibi değildi. Onun hisleri, öylece gitmezdi. İçine yerleşir, orada büyür ve onu yiyip bitirerek, sonsuza kadar yaşardı. O yüzden, her şeyi anlatıp içinden atmalıydı.