Hayatın sonuna doğru olgular itiraflarını, işkence sandalyesindeki sanıklardan daha yüksek sesle haykırır. Sonunda her şey yaşanıp biter, ortada yanlış anlaşılacak bir şey yoktur. Fakat kimi zaman olgular yalnızca sonuçların zavallı tezahürleridir. İnsan yaptığıyla değil, bu yaptığının arkasındaki amaçla kendini suçlu hale getirir. Her şey amaçta saklıdır.
Ev, içinde geçmiş kuşakların, yavaş yavaş parçalanan gri ipek ya da siyah bez kefenleriyle eski zaman kadın ve erkeklerinin kemiklerinin çürüdüğü, taştan yapılmış dev bir anıt mezar gibi her şeyi içine alıyordu. Sessizliği de içine alıyordu; inancı yüzünden kovuşturulan, uyuşmuş bir halde yeraltı zindanında, küflü, çürümüş samanların üstünde günden güne eriyen, sakalı uzamış, hırpani bir mahpus gibi.