Aşk, yalnızlık ve insanın iç dünyası üzerine yoğun duygularla yazılmış bir roman. Kitap, Werther’in dostuna yazdığı mektuplar üzerinden ilerliyor. Bu mektuplarda hem doğaya olan hayranlığını hem de zamanla içine düştüğü büyük aşk acısını görüyoruz. Olaylar, Werther’in Lotte’ye aşık olmasıyla başlıyor ve zamanla bu aşkın onu nasıl sarstığını adım adım izliyoruz.
Kitap boyunca sadece aşk değil, insanın hayata bakışı, toplumdan uzaklaşma isteği, ruhsal çöküş gibi konular da işlenmiş. Goethe, Werther karakteriyle aslında romantik dönemin duygulara verdiği önemi çok iyi yansıtmış. Werther doğayı çok seven, duygularını yoğun yaşayan biri. Kitapta kullanılan dil bazen ağır gelse de duygular net şekilde hissediliyor.
Ancak kendi adıma söylemem gerekirse, Werther’in bazı duygularını fazla abarttığını düşündüm. Lotte’yi sevmesi elbette anlaşılır ama bu sevgiyi bu kadar büyütüp hayatının merkezine koyması bana fazla geldi. Bazı yerlerde “bu kadar da değil” dedim. Almanya'daki bir kaç gencin bu kitabı okuduktan sonra intihar etmeleride ayrı bir komedi. İntiharlarına bahane aramışlar gibi :)
Yine de Genç Werther’in Acıları, klasikleşmiş bir eser olarak insan ruhunu inceleyen önemli bir kitap. Herkesin mutlaka bir kere okuması gereken, farklı bakış açıları kazandıran bir eser olduğunu düşünüyorum.
"𝗞𝗲𝗻𝗱𝗶𝗺𝗲 𝗯𝗮𝗸ı𝘆𝗼𝗿𝘂𝗺 𝘃𝗲 𝗯𝗶𝗿 𝗱𝘂̈𝗻𝘆𝗮 𝗴𝗼̈𝗿𝘂̈𝘆𝗼𝗿𝘂𝗺 𝗮𝗺𝗮 𝗯𝘂 𝗱𝘂̈𝗻𝘆𝗮 𝗳𝗮𝗿𝗸𝗹ı 𝘃𝗲 𝗰𝗮𝗻𝗹ı 𝗯𝗶𝗿 𝗴𝘂̈𝗰̧ 𝘆𝗲𝗿𝗶𝗻𝗶 𝗵𝗮𝘆𝗮𝗹 𝘃𝗲 𝗸𝗮𝗿𝗮𝗻𝗹ı𝗸 𝗮𝗿𝘇𝘂𝗹𝗮𝗿𝗹𝗮 𝗱𝗼𝗹𝘂 𝘀𝗼𝗻𝗿𝗮 𝗵𝗲𝗿 𝘀̧𝗲𝘆 𝗱𝘂𝘆𝗴𝘂𝗹𝗮𝗿ı𝗺ı𝗻 𝗼̈𝗻𝘂̈𝗻𝗱𝗲 𝘆𝘂̈𝘇𝘂̈𝘆𝗼𝗿. 𝗗𝘂̈𝗻𝘆𝗮𝗱𝗮 𝗸𝗲𝗻𝗱𝗶 𝘆𝗼𝗹𝘂𝗺𝘂 𝘁𝘂𝘁𝘁𝘂𝗿𝘂𝗿𝗸𝗲𝗻 𝗴𝘂̈𝗹𝘂̈𝗺𝘀𝘂̈𝘆𝗼𝗿 𝘃𝗲 𝗵𝗮𝘆𝗮𝗹 𝗸𝘂𝗿𝘂𝘆𝗼𝗿𝘂𝗺."
"𝗕𝗮𝘀̧𝗸𝗮𝗹𝗮𝗿ı𝗻ı 𝗸𝗲𝗻𝗱𝗶𝗻𝗲 𝗴𝗼̈𝗿𝗲 𝗱𝗲𝗴̆𝗲𝗿𝗹𝗲𝗻𝗱𝗶𝗿𝗺𝗲𝗻𝗶𝗻 𝗻𝗮𝘀ı𝗹 𝗯𝗶𝗿 𝗮𝗵𝗺𝗮𝗸𝗹ı𝗸 𝗼𝗹𝗱𝘂𝗴̆𝘂𝗻𝘂 𝗵𝗲𝗿 𝗴𝘂̈𝗻 𝗱𝗮𝗵𝗮 𝗶𝘆𝗶 𝗮𝗻𝗹ı𝘆𝗼𝗿𝘂𝗺. 𝗞𝗲𝗻𝗱𝗶𝗺𝗹𝗲 𝗶𝗹𝗴𝗶𝗹𝗶 𝗰̧𝗼𝗸 𝗳𝗮𝘇𝗹𝗮 𝘀𝗼𝗿𝘂𝗻𝘂𝗺 𝘃𝗮𝗿 𝘃𝗲 𝗸𝗮𝗹𝗯𝗶𝗺 𝘀𝘂̈𝗿𝗲𝗸𝗹𝗶 𝗸𝗲𝗱𝗲𝗿𝗹𝗶. 𝗢̈𝘆𝗹𝗲 𝗸𝗶 𝗶𝗻𝘀𝗮𝗻𝗹𝗮𝗿 𝗯𝗮𝗻𝗮 𝗯𝗶𝗿𝗮𝘇 𝗵𝘂𝘇𝘂𝗿 𝘃𝗲𝗿𝗲𝗰𝗲𝗸 𝗼𝗹𝘀𝗮, 𝗼𝗻𝗹𝗮𝗿𝗮 𝗵𝗶𝗰̧
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150bin okunma
Bir oturuşta okuduğum enfes bir kitap... Kitabın dili oldukça akıcıydı ve sade betimlemeleriyle ne ara bittiğini anlamadım.
Gregor Samsa’nın bir sabah böcek olarak uyanmasıyla başlayan hikâye, ilk başta garip gelse de ilerledikçe aslında çok derin bir anlam taşıdığı gözle görülür. Gregor’un ailesiyle, özellikle de babasıyla olan ilişkisi bana Kafka’nın kendi hayatındaki babasıyla olan problemlerini hatırlattı.Kafka’nın kendisini bir böcek gibi hissetmesi – yani değersiz, dışlanmış ve yük gibi – bu hikâyeyi daha derin kılıyor. Kafka hayatında cılız, zayıf, çelimsiz birisi ve babası kendisi gibi güçlü, kuvvetli birisi olmasını ister ve bunu onda göremeyince Kafka'nın kendisini böcek gibi görmesini sağlayan en büyük etkenlerden en büyüğü olur. Bu eserinde de Gregor ve babası arasında ki sorunlar bir yerden tanıdık geliyor.
Kitapta beni en çok etkileyen duygu ise "sığıntı olmak", fazla görülmek oldu. Gregor’un evin içinde bir sığıntı gibi hissedilmesi, zamanla herkesin ondan uzaklaşması, hor görülmesi... Bu kadar iyi geçirilemezdi okuyucuya. Bu duygu Kafka’nın kalemiyle çok güçlü bir şekilde aktarılmıştı. O sahneler aklıma geldikçe hâlâ içim buruklaşıyor.
Bana göre herkesin okuması gereken bir kitap. Beni en etkileyen kitaplardan biri oldu. Umarım hiç birimiz ne Gregor Samsa'yı ne de Franz Kafka'yı anlamak zorunda kalmayız.
“İçinde bulunduğun bedene bile yabancılaştığında, hangi ev sana yuva olur ki?”
“Sadece sessizliğim kaldı geriye... ve onu bile kimse duymak istemiyor.”
*“Bazen insan, en çok kendi evinde yabancı oluyor."
Dipnot: İlk incelememdi hatam veya bir öneriniz varsa paylaşırsanız sevinirim :)