elif güner

elif güner
@eliflilayda
kaderimde hep güzeli aradım
Philosophie Magazine'in [Felsefe Dergisi] redaksiyon müdürü Alexandre Lacroix'ya felsefenin ne olduğu sorulduğunda tek kelimeyle cevap vermişti: "Kahvedir."
Alıntı
+ felsefe tam anlamıyla, düşüncemizi canlandıran ve entelektüel uykuyla savaşan şeydir. Büyük filozofar, bizleri uyandıranlardır. Kavramlarsa sıradanlığın vermiş olduğu uyuşukluktan bizi çekip çıkaran kafeindir.
Devir o devir idi ki, insanoğlu henüz kendinden kaçmıyor, tahsil terbiye, meslek ve cemiyet icâbları yanında meşgul olunacak, hizâya çağırılacak tasfiye edilecek bir iç tabiatı olduğunu da kabul ederek kendi kendisinin hâkimi ve mürebbisi olmak îtiyâdını muhâfaza ediyordu.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Alıntı
Onun için de aynı insanoğlu, kendine yakın olduğu ölçüde mekânına ve çevresine de yakın ve muhabbetli idi. Henüz hayatını hârice nakletmemiş bulunduğundan, zevki, hazzı ve neşveyi de kendinden, muhitinden uzaklarda aramıyor bilâkis kendinde ve çevresinde bulmaktan hoşlanıyor ve bu da onu doyuruyordu.
Cami, kalabalıkların en kolay ve en samimi bağlarla sosyalleşebildikleri ve kendi aralarında bir aşinalık alış verişi edip manevi bir köprü kurdukları bir mahaldi.
Sayfa 68·Kitabı okuyor
Alıntı
+Öyle ki, insanoğlu kendi kendini madde aleminin günlük boğuntusundan, iş gibi, yemek-içmek, uyku gibi mekanik esaretinden bir manevi istiklal bölgesinin huzur ve emniyetine atmak suretiyle hürriyete iltica ederdi.
elif güner bir yorumu yanıtladı.
Notlar...
İbrâhim Efendi Konağı
İbrâhim Efendi Konağı
kitabını okuyorum. Yazar hakkında fazla bilgim yok. Ama ilginç tarafı Abdülhamid'e karşıt birisi değil. Birinci meşrutiyetten günümüze kadar bütün yazar, fikir adamı, öne çıkan kim varsa sanki moda gibi Abdülhamid'e karşı iken, muhalif olmayan birini görmek şaşırtıyor. Bir kitap alıyorsun eline Mehmet Rauf, siyasi bir şeylere dokunduruyor, başka bir kitap alıyorsun Hüseyin Rahmi Gürpınar kezâ.
Önceki 1 yanıtı göster
ahmet
ahmet
o muhaliflerin acaba kendileri gibi muhalif olan dönemin feylesofu Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın Hünkarın ölümünden sonra yazdığı şu dikkat çekici şiirden haberleri var mıdır? Nerdesin Şevketli Sultan Hamid Han, Feryâdım varır mı bârigâhına? Ölüm uykusundan bir lâhza uyan, Şu nankör milletin bak günâhına... Târihler ismini andığı zaman, Sana hak verecek, ey koca Sultan!.. Bizdik utanmadan iftirâ atan, Asrın en siyâsî pâdişâhına... "Pâdişah hem zâlim, hem deli..." dedik, “İhtilâle kıyâm etmeli...” dedik; Şeytan ne dediyse biz "Belî..." dedik; Çalışdık fitnenin intibâhına. Tahkîre yeltenip tâc ü tahtını Denedi bu millet kara bahtını, Sınadı sillenin nerm ü sahtını... Rahmeyle sultânım, sûz-ı âhına!.. Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz, Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz. Sâde deli değil, edepsizmişiz: Tükürdük atalar kıblegâhına!.. Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fenâ, Bir sürü türedi, girdi meydana. Nerden çıkdı bunca veled-i zinâ? Yuh olsun bunların ham ervâhına!.. Bunlar halkı didik didik etdiler, Katliâma kadar sürüp gitdiler. Saçak öpmeyenler secde etdiler... Bir âsî zâbitin pis külâhına. Bugün varsa yoksa ....... ..... Şöhretinde herkes fuzûli dellâl, Âlem-i mânâdan bak da ibret al Uğursuz tâlihin şu gümrâhına... Haddi yok, açlıkla derde girenin, Sehpâ-yı kazâya boyun verenin. Lânetle anılan cebâbirenin Rahmet okutdu bu en küstâhına. Çok kişiye şimdi vatan mezardır, Herkesin belâdan nasîbi vardır, Selâmetle eren pek bahtiyardır, Bu şeb-i yeldânın şen sabâhına. Milliyet dâvâsı fıska büründü, Ridâ-yı diyânet yerde süründü, Türk’ün rûhu zorla âsi göründü, Hem Peygamber’ine, hem Allâh'ına... Sen hafiyelerle dem sürdün ancak, Bunlar her tarafa kurdu salıncak... Eli yüzü kara bir sürü alçak Kemend atdı dehrin mihr u mâhına... Bu itler – nedense – bana salmadı, Bahalıydı başım, kimse almadı, Seyrandan başkaca iş de kalmadı Gurbet ellerinin bu seyyâhına... Hoş oldu cilvesi Cumhûriyet’in, Tadı kalmamışdı Meşrûtiyet’in, Deccala zil çalan böyle milletin Bundan başka çâre yok ıslâhına... Lâkin sen Sultân'ım, gavs-ı ekbersin, Âhiretden bile himmet eylersin... Çok çekdi şu millet, murâda ersin: Şefâat kıl şâhım, meded-hâhına!.. Rızâ Tevfîk Bölükbaşı
1 yanıtı göster