Hatçelerin evine bakamıyordu. Evlerinin önündeki, o ulu ağacı göremiyordu.
Sonunda kendisini yenemedi, ağaç geldi gözünün önüne durdu. Bir gece gibi gerildi önüne. Delikanlı yüreği küt küt atarak divlik kuşu gibi öttü. Deli gibi bir bekleme kasırgasında delikanlı bekledi. Yumuşacık, sıcacık, sevgi taşan kız geldi. Memedin boğazına bir şeyler tıkandı, iki damla yaş gözlerinden aşağıya yuvarlandı indi.
Bir tuhaf, iç burkan, adamı yerlere, bir hüzne, bir dayanılmaz acıya alıp götüren hali vardı. Çok eski, hüzünlü, yumuşak, bazı da çok sert, büyüleyen, gecelerin, dağların arkasından gelen bir türküye benziyordu. Çok az konuşur belki de hiç gülmezdi. Sesi de bin yıllık bir ağıt, bir keder gibiydi.