Hayat bir çizgi. Kimi zaman dümdüz kimi zaman yön değiştiren bir çizgi. Hepimiz rutinin içinde debelenirken o düz çizginin hizasını kollayarak yaşıyoruz. Bilmesek de veya farkında olmasak da temkinli hayatımızın sınırını belirliyor o çizgi.
Öyle garip kavramlarla yetiştirilmişiz ki bizden birazcık değişik bir kişi ya da toplumla karşılaşınca onların bize yabancılığı nedeniyle güvensizlik duyuyoruz ya da nefret ediyoruz. Oysa her bir uygarlığın anıtları ve kültürü, insan olmanın değişik biçimde anlatımından başka bir şey değildir.
Deneye duraklaya dünyaya bizi bağlayan prangaları kırıyoruz, manevi anlamda içimizdeki daha ilkel beyinlerin dürtülerine karşı çıkıp onları susturarak maddi olarak gezegenlere yolculuk Edip yıldızlardan gelen mesajları dinleyerek. Bu iki serüven birbirine amansızca bağlıdır. Her iki girişimde kanımca birbirinin vazgeçilmez biçimde tamamlayıcısıdır. Her bir ötesi için şarttır. Ne var ki enerjimizi daha çok savaşlara yönlendirmişiz. Karşılıklı güvensizlikten hipnotize olmuş durumda, Türümüzün ve gezegenimizin geleceği ile neredeyse hiç ilgilenmeden toplumlar ölüme hazırlanıyorlar.