Leyla Hanım, gençliğinde olduğu gibi yine aşırı güzelliğin yarattığı bir huzursuzluk duygusuna kapılıyordu. O parlak eylül güneşi altında pırıldayan mavi Boğaz, kuşların ötüşü, ağaçlar ve hamakta uyuyan bebek o kadar güzeldi ki belki de bütün bunlar yaşam ile ölüm arasındaki en keskin zıtlığı oluşturuyor, her zaman olduğu gibi ona yine tuhaf bir boşluk duygusu ve üzüntü veriyordu. Yaşamın anlamsızlığı, varoluşun geçiciliği, aşırı güzellik karşısında içine düştüğü dehşet duygusu.