Bu insanlar yaşamıyorlar bayım, bekliyorlar. Zaman öldürmeye çalışıyorlar ama zaman onları öldürüyordu. Kendilerine kahve yapıyorlar, besleniyorlar, televizyon seyrediyorlardı ama her şey ellerinden kaçıyor, hiçbir şey yolunda gitmiyordu, çünkü hakikat başka yerdeydi.
İzava sanat hayalleriyle tutuşan bir adamdı. Oysa bu hayallerin yanında beş kuruş etmeyecek 200 yenlik maaşı onu iliklerine kadar saran bir kedere boğuyordu. Yalnızca gündelik hayatıyla da sınırlı değildi, ruhunu ve öz benliğini de 200 yen yönetiyordu. Bu saçmalığa sakince, soğukkanlılıkla bakabiliyor olması bile acınasıydı.
Benim de böyle saf, çocuksu bir kalbe ihtiyacım var, hem de her şeyden çok, onu önceden bir yerlerde kaybetmiş olmalıyım. Gündelik hayatın yoğunluğuna kendini kaptırmış insanların fikirleriyle kirlenmiş yüreğim, sahte şeylerin peşinden koşmuş, kendimi yormuşum.