Hayatın içine giriyoruz daha doğmadan. Sonra başlıyor bütün koşturmaca. Her zaman bir şeyler için çabalıyoruz. Okulda, işte, aile ilişkilerinde, arkadaşlık ilişkilerinde, sevgili ilişkisinde toparlamak gerekirse her ilişkide ve her yerde hep bir şeyler için çabalıyoruz. Sonra en ufak sorunu kendimize dert edinip bu koşturmacanın içinde kendimizi bunalıma sokup mutlu olmayı bekliyoruz.
Tüketim çılgınlığı bir çığ gibi büyümeye devam ederken kendimizi buna kaptırmaktan alıkoymayıp istediğimiz herhangi bir şeyi satın alarak tatmin olmaya çalışıyoruz. Her an bir telaş, bir kaygı içindeyken hâlâ mutluluğu kovalıyoruz. Ters yöne giden bir otobüsteyken varacağımız yere ulaşmak istiyoruz hâlâ. Keşke artık mutluluğun peşinden koşmayı bırakıp, önce mutluluğun ne olduğunu öğrensek. Çünkü mutluluk sandığımız gibi biz peşinden koşunca yakalayabileceğimiz bir şey değil. Çünkü koştuğumuz yol boyunca aradığımız o mutluluğa hep teğet geçtik. Biraz da oturup mutluluğu kendi içimizde oluşturarak hayatın telaşından elimi ayağımızı çeksek de boşa kürek çekmekten kurtulup mutlu olsak...