Hayatın bitmek bilmeyen döngüsü, insanı çoğu zaman anlamı olmayan bir devinimin içine hapseder.
Sürekli bir yerlere yetişme telaşı, bitmek bilmeyen diyaloglar ve zihni işgal eden binlerce kelime, bir noktadan sonra ruhun asıl ihtiyacı olan dinginliği gölgeler.
İnsanın her şeyi bir kenara bırakıp sessizliğe sığınma isteği, aslında bir kaçış değil kendini yeniden bulma çabasıdır.
Zira kelimeler ne kadar çoğalırsa, hakikat o kadar gürültüye kurban gider. Bu noktada uyku, sadece bedensel bir dinlenme değil; dünyanın karmaşasına karşı çekilen bir perde, yorgun düşmüş bir zihnin en samimi itirazıdır.