“Ama her şeye rağmen bugün iyi bir insan olacağım; karım evi terk edeli iki yıl, resmen boşanalı bir yıl olduğu halde, dışarıdaki güzel kadınları gönlümden geçirmeyeceğim: bunun yerine körlen karşıdan karşıya geçireceğim. Fakirlere sadaka vereceğini. Çimlere basmayacağım. Yerlere tükürmeyeceğim. Eğer g nün birinde arabam olursa, kırmızıda duracağım, sarıda hazırlanacağım, yeşilde geçeceğim. Önümdeki araç çabuk ilerlesin diye kornaya basıp onu taciz etmeyeceğim. Türk olacağım, doğru olacağım, çalışacağım, övüneceğim, güveneceğim. "Ne mutlu Türküm diyene!" ilkesinden hareketle; ne zaman mutsuz olsam. Türk olduğumu layıp sakinleşeceğim. Kimseyi öldürmemek için elimden geleni yapacağım.”
“Hani, alışılmadık bir isteğimiz olur da, onu dile getirdiğimizde "Çocuk olma!" derler ya bize; aslında "Mutlu olma!" diyorlar. Çocuk olma! Yani? Büyü. Adam ol. Hayatı ciddiye al. Yarın için kaygı duy. Zamanı saatlere böl ve sürekli bir yerlere geç kaldığını düşün. Acele et. Yemeklerini iyi ye, yatmadan sütünü iç, dişlerini fırçala, büyü ve mutsuz ol.”
“Peki bu mümkün müdür gerçekten? Yani rol yapmamak, kostüm değiştirmemek, maske takmamak mümkün müdür? Hep samimi olmak?
Evet. Bunun yolu çocuk olmaktır bayım. Çocuklar, oldukları gibidirler, henüz yeterli eğitimi alıp dejenere olmadıkları için, olduklarından farklı görünmeyi bilmezler: buna ihtiyaç da duymazlar ve zaten bunu beceremezler de. Büyüdükçe, büyüklerin istediği şeyleri öğrenmeye başlarlar: televizyon seyrettikçe, internete girdikçe, sokağa çıktıkça, okula gittikçe sapıtırlar: rol yapmayı öğrenirler. Mesela büyükler hep bir yerlere yetişmek zorundadır. Günlerinin her saati parsellenmiştir; sürekli bir yerlere yetişme telaşından, kendilerine bir türlü gelemezler. İkide birde saate bakıp geç kaldıklarını söylerler. Oysa çocuk için saatler yoktur. Akıp giden bir 'şey vardır yalnızca. Çocuk, zamanı saatlere bölerek algılamaz: 'uyuduğum zaman', 'oynadığım zaman', 'acıktığım zaman' diye görür.”