“Kederden ulumak istediğimde, gözyaşlarının sunduğu kurtuluş ulaşamayacağım bir yerde duruyordu. Ama o musluğu on üç yaşındayken kapatmış, kullanılmamaktan paslanmasına neden olmuştum.”
Remy istismara uğradığı bir evde, annesi ve üvey babasıyla yaşıyor ve annesiyle birlikte yıllarca üvey babasının istismarına katlanmak zorunda. Ancak Remy normal bir kız değil, çünkü başkalarını ve kendini iyileştirme yeteneğine sahip. 17 yaşında son kez üvey babasının dayağı sebebiyle hastaneye kaldırıldığında öz babası Ben her şeyi bir kenara atıp artık kızını kendi yanına almaya karar verir. Böylelikle Remy Brooklyn'den Maine kıyısındaki küçük bir kasaba olan Blackwell Falls'a taşınır.
Daha önce hiç sahip olmadığı yeni bir aile ve sevgi ve konfor dolu bir yuva ile tanışan Remy, annesi onu engellemeseydi yaşayabileceği hayatı fark etmeye başlar. Ama sonra kendisi gibi yetenekleri olan, gücü ile kendi enerjisini etkileyebilen, daha önce tanıdığı hiçbir çocuğa benzemeyen ve bir şekilde ilgi duyduğu Asher ile tanışır.
“Bana seslendiğini duydum, aşkım. Buraya gelmem bu kadar uzun sürdüğü için üzgünüm.”
Asher bir Koruyucudur. Zamanında bazı Koruyucular, Şifacıları zalimlik, korku ve nefret nedeniyle avlarken, her Koruyucu Şifacılara karşı aynı derecede düşmanlık hissetmiyor. Koruyucuların Şifacılara karşı neden savaş başlattıklarının ardındaki hikaye biraz basit gelse de, bir Koruyucunun bir Şifacıyı öldürmesiyle dokunma duyusunu yitirmesi fikrini sevdim.
“Tanrı ikimizin de yardımcısı olsun; sana âşığım.”
Kitapta Asher ve Remy ilginç bir ikili oluşturuyor. Bir Koruyucu olan Asher, elbette koruma içgüdüsüne sahip. Ölümsüz olduktan ve geçici olarak insan duyularını hissetmek için bir Şifacının gücünü tüketmek istedikten sonra bile, bu arzusuna boyun eğmemeyi seçmesi Asher’ı sevmemi
“Ben bir demirci kızı olabilirim ama narin bir çiçek değilim. Gümüş kadar soğuğum. Demir kadar güçlüyüm. Kader için eğilirim ama hiçbir adam için değil.”
Floriane, bir demirci kızıdır. Tıpkı ondan önceki annesi ve ondan önceki büyükannesi gibi. Floriane'in ailesi, avcıların her dolunayda köylerini istila eden vampirleri öldürmelerini sağlayan özel alaşımı dövebilen tek kişidir. Ama Kanlı Ay gecesi, kardeşini kurtarmak ve evini korumak için pervasız bir göreve çıktığında, Floriane kendini vampir lordu Ruvan’la karşı karşıya bulur... Ve Kral onu öldürmek yerine, onu krallığına kaçırır. Floriane ona binlerce yıldır halkını rahatsız eden laneti sona erdirmek için çareyi bulacağına yemin eder. Bu yemin ve baştan çıkarma oyununu dikkatli bir şekilde oynamalı, yoksa sadece hayatını değil... kalbini de kaybedebilir.
“En güçlü avcının bile silah arkadaşlarına ihtiyacı vardır.”
Flor Ruvan’a yardım etmeyi kabul ettiğinde, vampirleri ve üzerlerindeki laneti tanır. Her iki ırkın da birbirlerine göründükleri gibi olmadığını öğrenir. Bu macera boyunca, insanlar ve vampirler bir arada var olabilecekler mi?
“Seninle ne yapacağım?"
"Beni sonsuza kadar sev.”
Ruvan’ı namıdiğer vampir lordunu sevdim. Ne söyleyeceğini, ne zaman söyleyeceğini ve nasıl söyleyeceğini tam olarak biliyor. Nasıl romantizm yapılacağını biliyor. Flordan nefret etmesine rağmen, ona karşı her zaman bu kadar dürüst ve açık olmasını sevdim. Ruvan hoş bir aşk ilgisi ve ilk başta gizemli tarafını ve koruyucu tarafını da gerçekten sevdim. Grubunda bir insan olmasından hoşlanmasa da, Floriane'e karşı çok korumacıydı ve bunu görmek hoşuma gitti. Buradaki romantizm güzel ve saygılıydı, karakterler büyümek ve birbirleriyle dünya görüşlerini ayarlamak için birbirlerine zaman verdi.
“Yardımı ne zaman kabul edeceğinizi