İnsan zihni için, üst üste yaşanan olayların duyguları ayağa kaldırılmasının ardından gelerek, ruhu hem ümitten, hem de korkudan azade kılan eylemsizlik ve kesinliği mutlak sükûnetinden daha acı verici bir şey yoktur. 
Bilgi edinmenin ne kadar tehlikeli olduğunu öğrenin: dünyayı doğduğu şehirden ibaret sanan kişinin, tabiatının izin verdiğinden daha büyük olmaya özenen kişiye kıyasla ne kadar bahtiyar olduğunu da. 
Sık sık, hayatın kökeni nedir, diye soruyordum kendi kendime. Bu her zaman gizem olarak kabul edilmiş, cüretkar bir soruydu; lakin korkaklık ya da umursamazlık sorularınızı kısıtlamasa, o kadar çok şeyi öğrenmenin eşiğindeyiz ki aslında.
Her gün gördüğümüz, varlığını varlığımızın parçası bellediğimiz birinin ebediyen çekip gittiğine zihnin ikna olması çok zaman alıyor… Sevdiğimiz gözlerdeki parlaklığın söndüğüne, çok tanıdık, kulağımıza çok hoş gelen bir sesin susabildiğine, bir daha asla duyulmayacağına da…