Öyle ya, insan birini nefsiyle sevdiği zaman, ne konuşacak şeyleri kalıyordu bir süre sonra ne paylaşacak... Nefis, sevgiliden yana doyunca, sevgili zorlu bir tahammül sınavından başka bir şey sayılmıyordu artık. İnsanın insana zulmü değildir de nedir bu?
Ak, bir adamın saçına vurur, bir adamın yüreğine. Saçına vurduysa dünya derdidir, gelir geçer; yenisi gelir, o da geçer. Ama yüreğe vurursa bu ak, ağartmışsa içinde sakladığı ve kimsenin bilmediği o toprak yolları geçmez. Adam gözlerini kapatır, birkaç çocuk belirir gözkapaklarında. Adam gözlerini açar, birkaç damla düşer uçurumdan aşağıya. Yaş sanırlar, derttir adamın içine akan.
Dert adamın dışında değil içindeyse, sol yanına işlenmişse; bir söz, bir yazı yaratılmamıştır henüz izah edecek. Dert memleket edinmiştir adamı, sızlatır şuracığını, siner nefes alası gelmez adamın. Acı, bir adamı memleketi edinmişse, adam baştan aşağı derde bürünür, ne dert geçer ne vakit. Hüzün kuşları avuç avuç kor taşır, yanar yanar durur adam. Yakar yakar durur bu ateş...