Arzu, sadece geçmişe ait bir imgeden sırtlandığı şeyi, hep kısa ve sınırlı bir geleceğe doğru taşıyorsa da, Freud gene de onun yıkılmaz olduğunu söyler. Yıkılmaz kelimesi kullanılmıştır, ama bahsedilen bütün gerçeklikler içinde en dayanıksız olanıdır. Şayet yıkılmaz arzu zamanın elinden kaçıyorsa, şeylerin düzeni içinde hangi kategoriye aittir?
Arzu, insanın kapasitesi dahilindeki başka tüm noktalardan çok daha fazla, bir yerde gelip sınırına dayanır.
Bütün bunlara döneceğiz, fakat şunu vurgulamak istiyorum; arzu dedim, haz demedim. Haz, insanın kapasitesi dahilindeki deneyimlerin nerelere kadar uzanabileceğinin sınırını çizer – haz ilkesi homeostaz ilkesidir. Arzu ise çeperini, sabitlenmiş ilişkisini, sınırını kendi bulur ve bu sınırla bağlantısı sayesinde, haz ilkesinin dayattığı eşiği aşıp bir arzu olarak ortaya çıkar
Çünkü kalenderiler gibi bütün radikaller, aslında Alain Badiou’nun da dediği gibi, gerçek tutkusuyla-la passion du réel-yanıp tutuşan kişilerdir; bu tutkuyla isyan eder, bu tutkuyla asi olurlar. Kanımca Lacancı anlamda simgeselleştirmenin dışında varlığını sürdüre- bilen, iktidarların söylemlerinde gedik açabilen, söylemlerin içinde küfür gibi oturabilen bir tutkudur bu. Sahicilik, gerçek tutkusu, reel olanın ahlakı...