Yeniden doğmak için insanın kendindeki bazı şeyleri ölüme terk etmeyi bilmesi gerek. Kuş, sağlıkla parlayan yeni tüylere karşılık yıpranmış tüylerini dökerken böyle yapar. Bu, onun için yaşamsaldır.Tüyleri mükemmel durumda değilse uçamaz. Bizim için de böyledir. Tüy değiştiremememiz, geçmişten kopamamamız, çoğu kez ilerlememize ayak bağı olur.
(…)bir başkasına yardım etmedikten sonra yaşamanın bir mânâsı var mı diye düşündü Furlong. Yıllar, on yıllar boyunca, hatta bütün bir ömrü bir kez olsun o yerde olup bitenlere karşı çıkma cesaretini göstermeden yaşayıp sonra da Hristiyan olduğunu iddia etmesi, aynada yüzüne bakabilmesi mümkün müydü insanın?
Metin, ilk bakışta zor şartlar altında büyümüş bir adamın kendine kurduğu küçük ama güzel hayatı ve ailesini anlatıyormuş gibi görünse de, aslında dünyanın pek çok yerinde karşılaşılan kadın ve çocuklara yönelik zulmün bir yansımasını aktarıyor.
Magdalen çamaşırhaneleri, İrlanda’da Katolik Kilisesi tarafından “topluma uygun görülmeyen” ya da sözde “ahlaksız” olarak damgalanan kadınların zorla tutulduğu, çalıştırıldığı, dış dünyayla bağlantılarının kesildiği; istismara uğradıkları ve hatta hayatlarını kaybettikleri kurumlar olarak tarihe geçmiştir. Bu süreçte birçok çocuğun da annelerinden koparıldığı bilinmektedir.
SPOİLER
Kitaptaki karakter, bu çamaşırhanede gördüğü bir kızı adeta annesinin yerine koyar ve ona yardım etmeyi seçer. Toplumun kendisinden beklediği gibi bu kadınları ve çocukları görmezden gelip kendi aile ve iş hayatına devam etmek yerine, vicdanının sesini dinler. Ancak bu kararı verene kadar yaşadığı içsel çatışma, vicdani yük ve ikilem, kitapta derinlikli bir şekilde anlatılmış.
(…) yirmilerin sonuna varmışım, diner sandığım fırtına dinmemiş. Bir şey arıyorum hayatın karmaşasının içinde, sokak sokak dolaşıyorum, ne aradığımı bilmiyorum, nitekim bulamıyorum da.