Metin, ilk bakışta zor şartlar altında büyümüş bir adamın kendine kurduğu küçük ama güzel hayatı ve ailesini anlatıyormuş gibi görünse de, aslında dünyanın pek çok yerinde karşılaşılan kadın ve çocuklara yönelik zulmün bir yansımasını aktarıyor.
Magdalen çamaşırhaneleri, İrlanda’da Katolik Kilisesi tarafından “topluma uygun görülmeyen” ya da sözde “ahlaksız” olarak damgalanan kadınların zorla tutulduğu, çalıştırıldığı, dış dünyayla bağlantılarının kesildiği; istismara uğradıkları ve hatta hayatlarını kaybettikleri kurumlar olarak tarihe geçmiştir. Bu süreçte birçok çocuğun da annelerinden koparıldığı bilinmektedir.
SPOİLER
Kitaptaki karakter, bu çamaşırhanede gördüğü bir kızı adeta annesinin yerine koyar ve ona yardım etmeyi seçer. Toplumun kendisinden beklediği gibi bu kadınları ve çocukları görmezden gelip kendi aile ve iş hayatına devam etmek yerine, vicdanının sesini dinler. Ancak bu kararı verene kadar yaşadığı içsel çatışma, vicdani yük ve ikilem, kitapta derinlikli bir şekilde anlatılmış.
SPOİLER İÇERİR — Roman bitti ve aklımdaki tek soru, bu kitabın bir serinin ilk kitabı olup olmadığıydı. Bunun ilk sebebi, E. ile annenin ilişkisinin havada kalması. İkincisi ise bazı noktalarda, özellikle anne ve anneannenin hayat hikâyeleri anlatılırken, nedense bir anda Şehnaz ile E’nin ilişkisine geri dönülmesi. Belki de bu kitap, bu hikâyenin yalnızca Şehnaz’ın susmayan hafızasındaki hâliydi. Ayhan, Eyşan gibi karakterlerden yansıyan hâllerini de daha detaylı görmek isterim.
Onun dışında Ayfer Tunç, bu sefer benim de kanayan yaram olan akademik çürümeye romanında yer vermiş. Kesinlikle göz ardı edilmemesi gereken gerçekleri ve liyakatsizlikleri tüm açıklığıyla, çekinmeden ortaya koymuş. Bireysel hikâyeleri sosyolojik ve ideolojik toplum gerçeklerimizle o kadar güzel harmanlıyor ki… Her romanında hayranlık duyuyorum. Yine de kendisinin affına sığınarak, Kapak Kızı serisini yazım ve kurgu bakımından çok daha başarılı bulduğumu itiraf edeceğim.
Spoiler!!!
Şebnem Kapak Kızı’nda Selda’nın nitelendirdiği gibi cesur bir karaktermiş. Aynı zamanda acı içinde, öfkeli, intikam almaktan ziyade yaşadıklarını yaşattıranlara hissettirme isteğinde olan, mağduru oynadığını bilen çok zeki bir kadın. Cesaretini kitabın sonunda farketmeden toplumun algısıyla mahvolmuş tüm kadın ve erkekler için kendini, hayatını feda ettiğinde görüyoruz. Cesaretin korkmamak ya da vazgeçmemek olmadığını da.
Ben bir tek Ali karakterine tutunamadım, anlam arayışı bitmemiş yaşlı bir adamken bir anda nasıl oldu da yıllar önce bırakıp gittiği küçük kız için ölmeyi göze aldı dedim. Ali benim için biraz silik kaldı. Ama kitabın yazım tarzı, anlatımı, hikayesi o kadar kuvvetli, o kadar bizden ki. Türk yazarlarımızı yeni yeni keşfettiğim için kendimi ayıplıyorum.
Osman’ı çoktan elime aldım bile.
Araf yayınlarının çevirisinde bir kopukluk hissettim ya da bilemiyorum belki öykü olduğu için bana öyle geldi. Yine de başka bir yayından da okumayı deneyeceğim.
Epeydir öykü okumamıştım ve bu kitapla öykü okumayı ne kadar özlediğimi farketmiş oldum. (spoiler)
Kitap tam da kafamda oturttuğum gibi bir mahallede tüm karakterlerin bir araya gelmesiyle sonlandı. Çünkü kitabı okurken, bir yürüyüşte herhangi bir mahallenin ağızdan ağıza dolaşan hikayelerini dinliyor gibiydim. Güldüm ağladım hak verdim ve neden dedim. Tavsiyedir. Yazarın diğer kitabını da en kısa zamanda mutlaka edineceğim.