6/10
·140 syf.··
2026 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 15:06
İvan ilyiç hayatını tamamen çevresinde bulunan önemli insanların görüşlerine uygun yaşamış bir adam. Onaylanmak onun için dürtüsel bir hâle bürünmüş olmalı ki evliliğini bile gölgesinde onaylanma ihtiyacını karşıladığı önemli insanların isteği doğrultusunda yaptı. Ben şahsen İvan ilyiç'in kişiliğini çok da beğenmedim kitap boyunca. Çevresinde sözünü dinlediği değer verdiği insanlar onun bir üstüydü. Çok sağlıklı bir aile ve yaşam kurduğunu düşünmüyorum bu yüzden. Tamamen işine odaklı ve gerçekten işini hakkıyla yapan bir bsan ivan ilyiç. Bu nedenle hayatını işine adadığını anlamak zor olmuyor. İvan ilyiç'in hastalığı ansızın onu buluyor ve hastalık ilerledikçe onun hayatı boyunca hiç düşünmediği şeyler beliriyor kafasında. Bir yandan hiç öleceğine inanmıyor çünkü ölümün gerçek olduğunu bilmesinin yanında ona uğrayacağı yaşadığı günlerde düşündüğü bir şey değildi. Gün içinde sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşaması ölüme yaklaştığı anlarda hissettiği derin acıları da beraberinde getirdi bu nedenle. Çevresi ona ölecekmiş gibi bakmıyor bir umudunun olacağını söylüyordu hep. İvan ilyiç buna kızıyordu. Çünkü belliydi öleceği, çevresi neden ona ölmeyecekmiş gibi bakıyordu ki? Halbuki buna sinirlenmesinin yanında kendisi de kabul edemiyordu öleceğini. Yine de karısının çocuklarınjn onun için üzülmesini görmek istiyordu. Öleceği haberi onları ağlatsın istiyordu. Bunu kitabı okurken nasıl yorumlayacağımı bilemedim. Çünkü ölüm döşeğinde kendimi düşlediğimde çevremin bana ölecekmişim gibi davranmasını istemezdim sanırım. Ancak tam emin olamıyorum. Çünkü kitabın işlediği bir feksefe olan ölüm yaşamdan daha gerçekçidir düşüncesi tam ölüm anında beni bulursa bu gerçeği çevremin de kabullenmesini isteyebilirdim. Bu yüzden İvan İlyiç'e de yapmavık geliyordu tüm her şey. Karısı ve
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · İletişim Yayınları · 202461,2bin okunma
Tanrı oyununun bekleme salonu
Puan vermedi·688 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 03:33
Büyücü hakkında yazmak gerçekten zor. Sanırım bunun en büyük sebebi, kitabın tek bir yerden tutulup anlatılamaması. Hem felsefi hem psikolojik katmanları çok yoğun; bir yandan olay örgüsünü takip etmeye çalışırken bir yandan sürekli kendi düşüncelerinizin içine düşüyorsunuz. Üstelik kitap, okuruna net cevaplar vermek gibi bir derdi de taşımıyor. Tam aksine, elinize cevaplardan çok sorular bırakıyor. Ben kitabı bitirdiğimde de elimde kesin yargılardan çok sorular vardı ve galiba kitabın gücü tam olarak burada. Kitabın başından sonuna kadar Nicholas Urfe izlendiğini düşünüyor. Bu düşünce Conchis ile somutlaşıyor ama Urfe’in kendisi de söylüyor zaten: bu izleniyor olma hissi Conchis’ten önce de var. Burada bence Tanrı tarafından izlenilme düşüncesi ile özgür irade arasındaki paradoks çok güçlü işleniyor. Eğer biri seni sürekli izliyorsa, seçimlerin gerçekten ne kadar sana ait? Ama kitabın sonunda Urfe sanki şunu anlıyor: Kendinden başka seni gerçekten izleyen, takip eden kimse yok. Belki de bu izleniyor olma düşüncesi başlı başına bir sanrı. Ve belki de özgürlüğümüze en büyük kısıtı bazen biz kendimiz koyuyoruz. Gelelim Conchis’in Tanrı oyununa. John Fowles son sözünde, bu kısımda Tanrı’nın farklı yüzlerini insan yüzlerinde, maskeler aracılığıyla anlatmaya çalıştığını söylüyor. Ve gerçekten kitap boyunca sürekli maskeler var; kimse tek bir yüzle karşımıza çıkmıyor. Ama bu Tanrı oyununun en çarpıcı tarafı şu: kitabın sonunda bile neyin doğru neyin yanlış olduğunu tam olarak çözemiyoruz. Çünkü belki de doğru yok, yanlış yok, iyi yok, kötü yok… Biz yalnızca olan bitene anlam vermeye çalışıyoruz. Ve verdiğimiz anlam sanırım bir şekilde bizim gerçekliğimiz oluyor. Urfe’in ilişkilerinde de bu çok net. Yalanların içindeki Lily’den bir şekilde hep daha emin, ama Allison’a
BüyücüJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20242,736 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kitabı yarıda bıraktım, o kadar büyük bir hayal kırıklığı ki uzun bir süre inceleme yazmak bile istemedim. İlk iki kitabına ölüp bittiğim, çok sevdiğim, hatta en sevdiğim seri olacağına emin olduğum bu seri tek bir kitabıyla hayallerimi çökertti. Kitapta 3. Kitap sendromu vardı çok klişe ve saçma sapan mantığa uymayan şeyler yaşandı aynı zamanda smut sahne vardı okumak istemediğim için sayfaları atlamam gerekti ama sonrası öyle saçma bir şey oldu ki kitabı görmeyeceğim bit yere kaldırdım. Bu tepkim diğer insanlara biraz abartılı gelebilir eğer ilk iki kitabı o kadar sevmeseydim muhtemelen bu kadar duygusal tepkiler vermezdim ama şu anlık olan bu
Sıfır Noktası 3: Ateş SarmalıGizem Yiğit · Guardian Yayınları · 2026123 okunma
Kitap, 150 sayfa ile kısa, akıcı, derin ve sürükleyici.
Puan vermedi·152 syf.··
2026 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 09:15
Antonio'nun anne ve babası, o 4 yaşındayken ayrılır. Bir gün, nedeni belli olmayan krizler yaşayan Antonio'ya epilepsi tanısı konulur. Ailesi Marsilya'da bir doktor bulur. Tedavinin ardından doktor, iyileştiğinden emin olmak için Antonio'nun iki gün ve iki gece uyumaması gerektiğini söyler. Baba ve oğul, bu iki günü Marsilya'da geçirir. Bu süreçte, birbirlerini ilk defa bu kadar yakından tanıma fırsatı bulur ve duygusal olarak ilk kez birbirlerine açılırlar. Yabancı bir şehirde, sadece iki insan olarak, tüm kurallardan ve baskılardan bağımsız bir şekilde kendileri olabildikleri bir yolculuk yaşarlar. Kitapta, boşanma gibi ailevi meseleler ve ergenlik çağındaki bir çocuğun duygusal dünyası da ele alınıyor. Yapılan baba-oğul sohbetleri ve yaşanılan maceralar, uzun zaman sonra en beğendiğim hikayelerden biri oldu. Kitap, 150 sayfa ile kısa, akıcı, derin ve sürükleyici. Herkeste farklı da olsa bir yerlere dokunacağını düşünüyorum. Keyifli okumalar!
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,099 okunma
10/10
·308 syf.··
2026 35. kitabı
Roman, İstanbul'un karanlık ve tekinsiz sokaklarında işlenen gizemli cinayetler etrafında yepyeni bir dünyaya kapı aralıyor. Kurbanların vücutlarında, milimetrik hesaplarla açılmış, simetrik ve kusursuz kesikler bulunmaktadır. Bu cinayetler, sadece basit suç olayları değil, "Korkunç İvan"a atıfta bulunan semboller ve sanatsal titizlikle bırakılmış izler taşımaktadır. Kitabın bana göre en güçlü alt fikri, geçmişte yapılan hataların veya işlenen suçların zamanla silinmediği, aksine "kanla sulanarak" gün yüzüne çıktığı gerçeğidir. Yazar, geçmişin sessiz kalmış travmalarının bir gün mutlaka intikam veya yüzleşme olarak geri döneceğini vurguluyor. Burada verilen mesaj, cezasız kalan bir kötülüğün sadece zaman kazandığıdır. Kitapta intikamın şahıslardan ziyade bir "fikir" olarak sunulması, adaletin kişisel bir hesaplaşmadan çıkıp sistemik bir dönüşüme evrilişini simgeliyor.İntikamın "yüzünün veya isminin olmaması", kötülüğün herhangi bir insanın gölgesinde saklanabileceğine dair bir uyarı niteliğindedir. Bu durum akla şu soruyu getiriyor; ️Adalet, bizzat eliyle yasayı uygulamayanların eline geçtiğinde, o da bir tür suç haline gelir mi? Her insanın bir noktada kendi "yeminini" ettiği ve o yemin uğruna kendi "kanadıyla gömüleceği" fikri, bireyin eylemlerinin sorumluluğunu taşıması gerektiği konusunda sarsıcı bir hatırlatmadır.​ ️"En yakınınızdakinden ne kadar emin olabilirsiniz?" sorusu, kitabın merkezindeki en önemli doneydi. Modern toplumda insanların taktıkları sosyal maskeler ile gerçek kişilikleri arasındaki uçurumu incelerken, en güvendiğimiz, en tanıdık gelen figürlerin bile karanlık bir "kuzgun" tarafı olabileceğini hatırlatarak, insana olan sarsılmaz güvenin aslında ne kadar büyük bir yanılgı olabileceğini sorgulatır.
Kuzgun YeminiKamuran Elagöz · Edebiyatist Yayınevi · 202622 okunma
Ateş yolunda bir şair
6/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 67. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:34
Adam derin bir soluk almak istedi ancak aldığı soluğu vermek nasip olmadı. Mahalleli ancak akşama doğru burada yatan adamın öldüğünü anlamıştı. Bu, adını sanını bilmedikleri adamın üzerine örtülen eski bir gazetedeki haber de ne yazık ki dikkatlerini çekmemişti. "Mehmed Akif'in mahdumu Emin Akif yokluk içinde çalıştığı Karacabey Harası'ndan meydana gelen deprem sebebiyle ayrılmak zorunda kalmıştır. Şu anda neler yaptığı, nerede yaşadığı hakkında herhangi bir malumat edinilememiştir." ___ Mehmet Akif Ersoy'un evladı Emin Akif ile onun gözünden başlayan kitap yine onunla nihayete eriyor. Mehmet Akif'in yolculukları, sebilürreşad dergisi için mücadelesi, yarısından fazlası sansürlü çıkan gazeteler ve yılmadan devam eden bir şair. Kayseri'deki vaazının ardından Ankara'ya geçişindeki yolculuğu ele alıyor ve kitabın üçte ikisini bu yolculuk kaplıyor. Kitapta en dokunaklı kısmı bütün o zorluklara tahammülden, ailesini geride bırakmasından ve daha nice zorluktan öte, Emin Akif'in fakirlik ve yokluk yüzünden hayatının nihayete ermesi. Kitabı açıkçası bitirmek için okudum. Bunda roman tarzını sevmemem de etkili bir rol oynamıştır muhakkak lakin çocuk romanı gibi geldi bana. Biraz basit ve düzeyde, daha çok Mehmet Akif hakkında öz altyapıyı ve Ankaraya gitmek üzerine temel edilmiş zor kararı alışındaki, hayatında rol oynayan ümit ve dava inancını aşılamak üzere yazılmış. Akıcı bir üslubu var. Olayların bağlantısı okuyucuya geçişi gayet güzel ki yer yer şiirlerle giriş yapması coşturuyor ama bir süre sonra durağanlık ve bitsin artık noktasına da getirebiliyor. Mehmet Akif hakkında bilgi almak için daha donanımlı kitaplar okunabiir. Bu kitapta oğlunun hayatını ve davaya çıkış yolundaki ilk adımlarını nasıl attığını okuyabiliriz. Selâmetle..
1000Kitap
Ankara'nın Ateştir Yoluİsmail Bilgin · Timaş Yayınları · 2016109 okunma