...Çünkü din, dünyada ve insanlar karşısında nasıl yaşamalıyım sorusunun değil, kendi içimde ve kendimin karşısında nasıl yaşamalıyım sorusunun cevabıdır. O, hâkimiyeti İblis'in elinde olan islah edilemez bir dünyanın tüm manasızlığını geride bırakarak tırmanılması gereken dağın zirvesindeki bir mabet, bir sığınaktır. Saf din budur.
"İnsanlar, bedeni zapt eden ve her istediğini yapmasindan alıkoyan her şeyden bedenlerini ve kendilerini korumak suretiyle özgürlüğe kavuşmak isterler. Bedenin himaye edilmesi için kullanılan şeyler zenginlik, yüksek mevki, şöhret- istenilen özgürlüğü temin etmez, aksine engel olur. İnsanlar daha geniş bir özgürlük kazanmak isterken günahlarından,yanılgılarından ve hurafelerinden zindanlar inşa eder ve kendilerini oraya hapsederler..."
"İnsan aynı anda hem kendi ruhu hem dünyevi mallarla uğraşamaz. Dünya malını istiyorsan, ruhundan; ruhunu korumak istiyorsan dünya malından feragat et. Yoksa kendini mahveder ne birine ne de öbürüne sahip olursun."