Murphy’nin yaklaşımı, bilinçaltını insan yaşamının şekillenmesinde temel bir unsur olarak görür. Ona göre, bilinçaltına yerleşen her düşünce, bilinçdışı bir süreçle davranışa dönüşür ve bireyin dış dünyasını belirler.Dolayısıyla birey, düşüncelerini değiştirdiğinde hayatında gözle görülür bir değişim başlar. Murphy, inanç ve imgelemenin bu süreçte merkezi bir rol oynadığını, bilinçaltının ise nötr bir mekanizma gibi çalışarak olumlu veya olumsuz tüm telkinleri kabul ettiğini vurgular.Bu perspektif, insanın kaderini yalnızca dışsal güçlerin değil, kendi iç dünyasının da belirlediği fikrini destekler. Murphy’nin yaklaşımı, modern psikolojideki bilişsel davranışçı terapilerin temel varsayımlarıyla benzerlik gösterir; çünkü her iki yaklaşım da düşüncelerin duygular ve davranışlar üzerindeki dönüştürücü etkisini kabul eder. Ayrıca, bu bakış açısı, insanın kendi içsel potansiyelini kullanarak kişisel gelişim, şifa ve hatta kaderini yeniden inşa edebileceğini öne sürmesi bakımından transhümanist bir boyut taşır. Murphy’nin görüşü, insanın zihinsel kapasitesini geliştirerek yaşam koşullarını dönüştürebileceğini savunan transhümanizmle paralellik arz eder; zira her iki yaklaşım da bireyi pasif bir varlık olmaktan çıkarıp aktif bir yaratıcıya dönüştürür.