Şimdiki kuşakları bu konuda nasıl buluyorsunuz? Rafinelikten uzaklar mı, yoksa biraz umut var mı?
Eskinin haddeden geçmiş olgunluk ve zarafeti tabii ki onlarda yok. Neden biliyor musun? Evvela bir insanın okula gittiğinde iyi tahsil göreceğini, iyi yetişeceğini düşünüyorsunuz. Yetişmiyor; çünkü gittiği okul, iyi bir eğitim vermiyor. Disiplin yok, o disiplinin getirdiği sıkıntı yok; dolayısıyla o sıkıntıyı aşmak için vereceği mücadele, yol-yöntem arama yok. Bu yavaş yavaş tüm hayata yayılıyor. Eh, yüzüne de yansıyor insanın, hâline tavrına da yansıyor.
Şimdiki çocukların mesela Türkçeleri yok; Fransızcaları, İngilizceleri de yok. Peki neleri var? Boş bir şımarıklıkları var, kendilerini disipline etme gereği duymamaları var. Böyle olunca sorumluluk da almıyorlar. Sorumluluk alamayan insanlar boş olur. Bir de hak talep ediyorlar. Sorumluluk duygun yoksa hak talep edemezsin. Çünkü hakkın temelinde sorumluluk vardır. Aksi de mümkün değildir. Hindistan’ın kurucusu Mahatma Gandhi’nin anasına sormuşlar; “Nedir bu hak?” Okuması yazması olmayan bir kadından bahsediyorum. “Her hak sorumluluk getirir,” demiş; “yoksa o hak değildir.” Söylediğim bu işte. Bak işte o kadının yüzünde hayat vardır.
Hocam bir de şimdi botoks bütün ifadeleri alıyor zaten. Herkes birbiriyle eşitlendi...
Metinde geçen ve dikkatinizi çekmiş olabilecek "haddeden geçmiş" tabiri, çok ince elenip sık dokunmuş, titizlikle şekillendirilmiş ve olgunlaşmış anlamında kullanılan çok zarif bir ifadedir.
İlber Ortaylı’nın modern toplum yapısına ve eğitim sistemine yönelik sert ama bir o kadar da yerinde eleştirilerini barındırıyor. Ortaylı burada sadece bir "kuşak çatışması"ndan bahsetmiyor; bir kültürel erozyonun altını çiziyor.