Buraya geliyorsun ve hayatın yeniden, sıfırdan başlıyor, yanında getirdiğin her şeyi kafanın içinde getiriyorsun, ihtiyaç duymadığın sürece kafanda kalmayı sürdürüyorlar, çünkü senin için bir tek şimdi, șu an var. Burası yuvan, memleketin.
Belki de varlıkların doğasının tamamı, güvenilmez bir belirsizlikten, varoluşun topluiğne başında sağa sola sallanmaktan, kendimizi gıdım gıdım düzeltmeye, iyileştirmeye çalışmaktan ibarettir; tıpkı yaşamda, kendi boyutsuzluğumuzun sarsıcı, afallatıcı boyutunun çalkantılı ve dalgaların fırlattığı bir barış sunusu olduğunu anlamaya başladıkça yaptığımız gibi.
Şu an belki de insanlık gecikmiş, ergence bir her-şeyi-parçala-gitsin sürecinde, bir kendine zarar verme ve nihilizm evresinde, çünkü hayata gelmeyi biz istemedik, koruyup kollamak zorunda olduğumuz bir gezegende yaşamayı biz istemedik, böyle tam anlamıyla, haksızca ve kasvetli bir biçimde yapayalnız kalmayı biz istemedik.
Belki insan uygarlığı tek bir ömür gibi - büyüyor, çocukluk ayrıcalığından çıkıp yüce normalliğe geçiyoruz; özel olmadığımızı kavrıyor ve bir masumiyet sarhoşluğuyla buna bayağı seviniyoruz.