Görüyor musun ne yapıyorum: Bavulumda boş bir yer kalmış, oraya saman dolduruyorum. İşte, hayat dediğimiz bavul da böyledir: İçini neyle doldurursak dolduralım, yeter ki boşluk kalmasın.
Vücudumun kapladığı daracık yer, geriye kalan boşluğun, benim bulunmadığım, benimle hiç ilgisi olmayan boşluğun yanında o kadar küçük kalıyor ki! Yaşayabileceğim süre de, benden önce var olan, benden sonra da devam edecek olan sonsuzlukla ölçülünce o kadar önemsiz ki! Öyleyse bu atomun, bu matematik noktanın içinde kan dolaşıyor, beyin çalışıyor, istekler doğuyor...Ne saçmalık! Ne boş şeyler!
Söyleyin neden güzel bir müzikten, hoş geçirilmiş bir akşamdan, cana yakın insanlarla konuşmaktan zevk duyduğumuz zaman bütün bunlar sanki bir yerlerde var olan, ama bizim sahip olamadığımız gerçek, sonsuz bir mutluluğun basit bir kopyasıymış gibi bir hisse kapılıyoruz?