Kitap hem edebi hem ruhsal anlamda bir "iç yolculuk" metni. Tezer Özlü'nün bakışlarıyla tanıklık ettiğimiz bu iç yolculuk intihar, yabancılaşma, yalnızlık ve delilik temaları ile dolu.
Yazarın, sevdiği yazarlar ile kurduğu bağ; çıktığı bu iç yolculukta önemli bir yere sahip. Politik bir duruş olarak sergilenmese de erkek egemen dünyada yaşadığı baskı ve sıkışmışlık feminist bir bakış da sunuyor.
Eser, yazarın zihni gibi dağınık ve melankolik olsa da, duygu durumunu ve ruh halini yansıtması açısından son derece "başarılı".
Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler öylesine kendileriyle meşgul olurlar ki çocuklarinın iç dünyasının farkına bile varmazlar. Buna ek olarak, duyguları hesaba duyguları hesaba katmazlar ve duygusal yakınlıktan korkarlar, Kendi duygusal gereksinimlerinden rahatsızlık duyarlar ve bu nedenle çocuklarına duygusal açıdan nasıl bir destek sağlayacaklarına dair bir fikirleri yoktur. Bu tür anne babalar eğer çocuklar üzülürse sinirlenir ve çocuklarını rahatlatmak yerine cezalandırırlar.
Duygusal yalnızlık öylesine acı verici bir şey ki bu duyguyu deneyimleyen bir çocuk ailesiyle bir bağ kurmak için gerekli olan her şeyi yapacaktır. Bu çocuklar başkalarının gereksinimlerine öncelik vermeyi bir ilişkiye kabul edilmenin bedeli olarak öğrenebilir. Başka kişilerin kendilerine destek olmasını veya ilgi göstermesini beklemek yerine, onlar bu kişilere yardım etme rolünü üstlenebilir ve herkesi kendi duygusal gereksinimlerinin az olduğuna ikna edebilir. Maalesef, böyle bir durum daha büyük bir yalnızlığa neden olur, çünkü en derin ihtiyaçlarınızı örtbas etmeye çalışmak diğer kişilerle gerçek ilişkiler kurmanızı engeller.