Kitap hem edebi hem ruhsal anlamda bir "iç yolculuk" metni. Tezer Özlü'nün bakışlarıyla tanıklık ettiğimiz bu iç yolculuk intihar, yabancılaşma, yalnızlık ve delilik temaları ile dolu.
Yazarın, sevdiği yazarlar ile kurduğu bağ; çıktığı bu iç yolculukta önemli bir yere sahip. Politik bir duruş olarak sergilenmese de erkek egemen dünyada yaşadığı baskı ve sıkışmışlık feminist bir bakış da sunuyor.
Eser, yazarın zihni gibi dağınık ve melankolik olsa da, duygu durumunu ve ruh halini yansıtması açısından son derece "başarılı".
Delilik, cinsellik, özgürlük ve yalnızlık.
Tezer Özlü'nün okuduğum ilk kitabı bu. Dili, dünyası, uyandırdığı his. Hepsi bir sekilde insanı kendine çekiyor. Hüzün ve bunalmışlık sardı okurken.
Tarih ile korku/gerilim mükemmel harmanlanmış. Korku edebiyatının bu güzel örneğini denemenizi öneririm.
.
Ana karakter Abdülharis paşa ile Osmanlı'nın felaketini yaşarken, tesadüf eseri ismine rastladığı Abdülharis paşayı takıntı haline getiren Asil'in, Abdülharis'i araştırırken kişisel felaketine ilerleyişini okuyoruz.
.
Kitap, iki karkater üzerine inşa ettiği kurgusu ve bu karakterlerin karşılması ile de etkileyici bir sona sahip oluyor.
.
Yazarın Osmanlı tarihine ve folklorüne hakimiyeti kitabın zenginleşmesini ve hikayede kopukluklar yaşamamasını sağlıyor. İlk kitabı Yedi Kuleli Mansur'a kıyasla bu kitapta yazarlık maharetini geliştirmesi kitabı başka bir seviyeye çıkarmış.
.
Kanuni Sultan Süleyman devrinin son zamanlarında geçen, İstanbul ve kabadayılarının üzerinden anlatılan bir hikaye. Yazar, belgeler üzerinden, kayıtlarda ismi bulunan kişiler üzerinden bir kurgu inşa etmiş. İstanbul'un ilk kabadayılarının başlarından geçen kurgusal aksiyon, fantastik ve korku unsurları bulunduran bir hikaye... Yazarın bölüm başlarında belgelerden kesitler vermesi, kurgusal olarak eklenen şeyleri özenle vurgulaması çok hoşuma gitti. Osmanlı dönemine, korku hikayelerine ve kabadayı tarihine hakimiyeti olduğu kesin. Ancak bulduğu her şeyi içine koymuş, elindeki tüm kurşunları tek kitapta harcamış gibi. Halbuki bir seri çıkarabilirmiş bu kitaptan. Okurken, "keşke bunu yazmasaymış, burayı çok uzatmış,konudan uzaklaşmış... " vs gibi düşünceler oluştu kafamda. Yazarın ilk kitabı oluduğu göz önünde bulundurulursa fena bir kitap değil yine de. Farklı bir tat diyebilirim.
Kitap dünya savaşının genel bir değerlendirmesinden aşlayarak Mustafa Kemal önderliğindeki Türk ordusunun Mondros Mütarekesini imzalamasına kadar dönemin olaylarını aktörlerin/tanıkların hatırstlarından ve kongre yada meclis konuşmlarından aktararak anlatıyor.
Mustafa Kemal'in dünya savaşının sonlarından itibaren önce Osmanlıyı, sonra işgale uğramış Andolu topraklarını kurtarmaya çabalarken nasıl hareket ettiğini, Samsun'a çıktı ve ulusal kurtuluş mücadelesi başladı anlatısının çokta gerçekleri yansıtmadığını görüyoruz. Her an, her adımda birçok güçlükle karşılaşmış. En yakınındakileri bile ikna etmekte zorluk çekmiş. Ama yine de her adımda meclis,kongre ve millet onayına başvurmuş bir lider görüyoruz.
Kitabın ve yazarın Kemalist bir anlatıya sahip olduğunu söylemek lazım. Ancak o dönemde Anadolu toprakları hayalciliğe kapılmyan, milleti gerektiginde zorla dahi olsa kurtuluş mücadelesine sevk edecek başka bir lider olmadığını görüyoruz.
Mustafa Kemal benim için devlet kurulduktan sonraki politakaları sebebiyle tam adı konulamamış, yeri oturtulamamış bir lider. Askeri bir deha, kurnaz bir politikacı, baskın bir lider olduğu tartışılmaz.
Onun mücadelesinin efsaneleştirilerek,yüceltilerek anlatıldıgından cok daha zor olduğu gormek için hayat hikayesini bir çok kaynaktan okumak lazım.
Ben kitabı beğendim, dönemin dili ile/belgelerle dolu bir kaynak olduğu için çok uzun bir sürede okudum. Yine de güzel bir kaynak. İlgilisini çekenlere önerilir.