Ahmet Emre Çiçek

Bir gülüş takınır yüzüne Çocuk masumiyetinde Kaplar, süsler sinemi Gül güzeli
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Standart Sapmış Hayat ~3~
Doksanlı senelerdeki misafir odalarında var olan koltuk takımlarını bilirsiniz. Sadrazam konağından çıkmış gibi gösterişlidirler. İşte onlardan iki tekli bir tanede büyüğünden müteşekkil bir takımda benim evimin salonunda mevcut. Buranın tek spotçusunda ele gelir göze dokunur tek takım bunlar olunca çaresiz aldık. Salon dediysem öyle çok büyük bir şey değil kibrit kutusundan hallice. Bir odasına yatakla gardrop ve yatağın başında ufakça bir konsol hepsi bu. Diğer ve son oda da az önce bahsettiğim koltuk takımdan başka geniş sayılabilecek bir orta sehpa var. Yemeğimi de bu sehpanın üzerinde yiyorum. Mutfakta pek büyük sayılmaz, iki kişi yan yana zor durur. Hoş zaten mutfakta da pek vakit geçirdiğim söylenemez. Nadiren girerim mutfağa. Yemek yapmayı sevmediğimden ya da bilmediğimden değil yalnız olmaktan. Yalnız olunca pek bir şey yapasım gelmiyor. Bazı akşamlar kaynarsa bir çorba o olmazsa menemen. İşte böyle geçiyor akşam ziyafetleri. Yine bazı akşamlar yemek yedikten sonra yatak odasıyla mutfağın arasında kalan gömme dolaba yerleştirdiğim birkaç kitaptan birini alırım. Bazen şiir kitabı olur bu bazen bir roman bazende kalın bir tarih kitabı. Az sonra iki dize arasından veyahut bir meydan muharebesinin ortasında birbiriyle çarpışan iki kılıcın şangırtısı arasından çıkagelir uyku. Sabah olupta saatin alarmı ortalığı velveleye verene kadar düşler ülkesinin vizesiz misafiri olurum.
Edebiyat
Gün iki minare arasında durmuş vedaya Hazırlanıyor gece hükmünü sürmeye Kimi memnun halinden Kimi karanlığın istibdatına düşmüş olmanın kederinde
Edebiyat
Standart Sapmış Hayat ~2~
"Bırak artık şu tütünü Bahtiyar Bey, memur oldun halâ tütün içiyorsun." Mehmet abinin bu sözleriyle çıktım daldığım suyun yüzüne. Mehmet abi bizim dairenin emektar çaycısı. Saat onu biraz geçti mi hemen dairenin ıvır zıvır malzemelerinin olduğu balkonlu odaya atarım kendimi. Mehmet abi ardımdan peşi sıra biter odada. Elinde tepsisi ve üzerinde dumanı tüten kahve fincanıyla. Kafasına takılan bir şey varsa kahveyi verdikten sonra bir sigarada kendisi yakar; "Yahu şu işlere bir türlü aklım ermiyor" girizgahından sonra kafasını kurcalayan dert neyse anlatmaya başlar. Bahsettikleri öyle çok olağanüstü dertler değildir. Ya üniversitedeki kızının okuldan şunu istediler para lazım isteği ya da askerden gelen oğlunun ticarete atılıp zengin olmak arzusuyla her akşam yemeğini bir girişimci konferansına dönüştürdüğü kimi mantıklı kiminin elle tutulur bir yanı olmayan dahiyane fikirleri. İşte Mehmet abinin hafta da birkaç kez kafasının almadığı numune dertler bunlardır. Hava sıcaksa eğer balkonda, kış aylarında da odada oturur kahvemi, sigaramı öyle içerim. Mehmet abinin kafasını kurcalayan bir konu yoksa eğer bu on dakikalık istirahat hayatın dolambaçlı yollarında soluğumu kesen koşuşturmadan düş denizinin dingin sularında ufku seyrediyormuş hissini verir. Bu rutin, yirmi dört saat içindeki on dakikalık bir inziva veyahut keşişlerin ya da dervişlerinkine benzer bir arınma seansıdır benim için. Tütsü yerine tütün dumanı, okunmuş ya da kutsanmış su yerine Mehmet abinin köpüğü yerinde acısı okkasında kahvesiyle çıkılmış uzun ince bir yolculuk.
Edebiyat
Standart Sapmış Hayat
Ben Bahtiyar Güngörmez. Yaşım yirmi beş ile otuz arasında bir yerlerde. Aklı hür, vicdanı hür her türk gencine olduğu gibi bir kulağıma adım öbürüne memuriyet diye fısıldanmış doğduğumun ertesinde. Hacı dedem adımı üç kere, ezanı da bir kere okuduktan sonra çekilmiş kulağımın başından. Daha iki seneye gelene kadar hiç eksik olmadı sol kulağımda memuriyet fısıltısı. Anam bir taraftan babam öbür taraftan fısıldadı durdu yüksek sesle kulağıma memuriyet diye. Envaiçeşit hısım akraba da vokalliğini yaptı anamla babamın. Yine aldım götürdüm lafı nereden nereye. Bazı zamanlar aklımdan çıkıveriyor dilin kemiğinin olmadığı, başı boş bırakıyorum böyle sonra toparla toparlayabilirsen. Bak gördünüz yine sakızını çıkardık lafın. Neyse sadete geleyim, geleyim ki kaçmasın saadetimiz. İki sene önce talip oldum devletin demirbaş listesine girmiş bir masa ve sandalyeye. Şansımızda yaver gidince Toprak mahsulleri ofisinde bulduk kendimizi. Şansımız yaver gitti dediğime bakmayın bin bir kelam bin bir zahmetle geçti diplomam elime. Öyle bilmem ne zadelerden değilim, ne atadan deden zenginliğimiz var ne sonradan talih kuşunun başımıza konmuşluğu. Adım Bahtiyar konulmuş ama bu güne kadar gün görmedi yüzümüz hiç.
Edebiyat