Doksanlı senelerdeki misafir odalarında var olan koltuk takımlarını bilirsiniz. Sadrazam konağından çıkmış gibi gösterişlidirler. İşte onlardan iki tekli bir tanede büyüğünden müteşekkil bir takımda benim evimin salonunda mevcut. Buranın tek spotçusunda ele gelir göze dokunur tek takım bunlar olunca çaresiz aldık. Salon dediysem öyle çok büyük bir şey değil kibrit kutusundan hallice. Bir odasına yatakla gardrop ve yatağın başında ufakça bir konsol hepsi bu. Diğer ve son oda da az önce bahsettiğim koltuk takımdan başka geniş sayılabilecek bir orta sehpa var. Yemeğimi de bu sehpanın üzerinde yiyorum. Mutfakta pek büyük sayılmaz, iki kişi yan yana zor durur. Hoş zaten mutfakta da pek vakit geçirdiğim söylenemez. Nadiren girerim mutfağa. Yemek yapmayı sevmediğimden ya da bilmediğimden değil yalnız olmaktan. Yalnız olunca pek bir şey yapasım gelmiyor. Bazı akşamlar kaynarsa bir çorba o olmazsa menemen. İşte böyle geçiyor akşam ziyafetleri. Yine bazı akşamlar yemek yedikten sonra yatak odasıyla mutfağın arasında kalan gömme dolaba yerleştirdiğim birkaç kitaptan birini alırım. Bazen şiir kitabı olur bu bazen bir roman bazende kalın bir tarih kitabı. Az sonra iki dize arasından veyahut bir meydan muharebesinin ortasında birbiriyle çarpışan iki kılıcın şangırtısı arasından çıkagelir uyku. Sabah olupta saatin alarmı ortalığı velveleye verene kadar düşler ülkesinin vizesiz misafiri olurum.