Saat on ikiye çeyrek kala başlar dairede öğle molasına hazırlık merasimi. Bunun ilk emaresi müdür yardımcımız Leyla Hanım'ın odasının kapısının zampara müdürümüz Ali Rıza Bey tarafından nazikçe çalınmasıyla orta çıkan sestir. Her öğlen molasına çıkmazdan evvel Ali Rıza iskarpin ayakkabılarının her adımda çıkardığı takırtı orkestrası eşliğinde Leyla Hanım'ın odasının kapısına yanaşır bize ölgün bir sesle kolay gelsin dedikten sonra iki kat merdiven inmiş olmanın yorgunluğunu Leyla Hanım'ın masasının önündeki koltuğa kendisini koyvermekle geçirmeye çalışır. Bu aralık yüzüne gizlenmesi mümkün olmayan iştahlı bir gülümsemeyi iliştirmekten asla geri durmaz. İşte yaşanan bu andan sonra saate bakmasak dahi öğle molasına on beş dakika kaldığını anlarız. Şimdi diyeceksiniz ki neden adama durduk yere zampara yaftası yapıştırdın. Onu da şöyle izah edeyim. Bizim çalıştığımız dairenin iki kat üzerinde içerisinde yalnızca müdür beye tahsis edilmiş bir tuvalet, yılda birkaç kez personelle yapılacak toplantı veya hafta iki üç gün başka dairelerin amirlerinin yaptığı ziyaretlerde gelenleri ağırlamak maksadıyla özel siparişle hazırlatılmış işlemeleri ve kenarları altın varaklı toplantı masasından ve yine özel siparişle alınmış kendi masası ve koltuğuyla ihtişamlı bir memuriyet hayatı yaşar müdürümüz. Bu bahsettiklerim adamı gösteriş budalası yapmaya yeter fakat yine de zamparalık için yeter sebepler değildir. Ali Rıza Bey'i zampara olmaya yeğ gösteren emare itibarından tasarrufu mübah görmeyerek döşediği odasındaki masasında yer olan fotoğraf çerçevesi içersindeki mutlu aile pozudur. Evli, çoluk çocuk sahibi bu yeni yetme ihtiyar mesai saatleri içerisinde ailesine yok hükmünde muamele çekerek zamparalık mesaisine çıkmakta bir sakınca görmez. Öğle molalarında geçen sene eşinden boşanan