O bana korkuluğun gerçek manasını anlattı. Tohumları yemesinler diye kuşları öldürmeye çalışan bir labradora benzediği için, ilkönce onları korkuttuğu doğrudur. Ancak korkularının üstesinden geldiklerinde bir fırsat çıkar ortaya, çünkü korkuluk tam da yiyecek bulabilecekleri yeri işaret etmektedir. Bu harika değil mi? Aradığımız hazine, korkularımızın altında yatar.
Bir zamanlar, aşağı inememe ihtimali yüzünden ağaçlara tırmanmayan korkak bir kedi varmış. Olur da düşerse incinir diye çok yükseğe zıplamazmış. Koşarken düşebilir diye fareleri de kovalamazmış. Patileri birbirine dolanır diye yün yumaklarıyla bile oynamazmış. Hatta çok kıl yutar diye ihtiyacından fazla temizlenmezmiş. Hatta ve hatta yanlışlıkla kendini çizer diye tırnaklarını bile çıkarmazmış. Peki ya sonra ne olmuş? Bu kedi uzun yıllar yaşamış, ama öldüğünde baştan başlamak için yedi hayatı daha varmış.
Bir keresinde, bir konuşmacıdan pek çok sorunumuzun aslında gerçekten lüks şeyler olduğunu duymuştum. Her şey için kaygılanıyoruz, hiçbir önemi olmayan şeyler için bile. Sence de öyle değil mi?