Başkalarının verdiği imkânla ışık saçan biri olma, başkalarının yardımıyla elde edilecek sükûnete ihtiyaç duyma. Özetle bir adamın kendi başına dik durması gerekir, dik tutulması değil.
Çünkü en iyilerden olmayı daha fazla ertelemeyen insan bir rahip, tanrının bir hizmetkârı, vaizi gibidir ve onun ya- nında yer alır; içindeki tanrısal güç onu hazların kirletmesin- den, tekmil dertlerin açacağı yaralardan, kibrin zararından korur; kötülüklere karşı hissiz, hiçbir acının yenemeyeceği o en büyük yarışmanın galibi kılar; adaleti derinden hisset- mesine, ruhtan gelen her şeyi yazgısı olarak, uysallıkla kar- şılamasını sağlar; her şeyi sık sık ve az olmamak kaydıyla paylaşan, insanlığın ortak çıkarına hizmet etmediği müddet- çe başkalarının söylediğine, yaptığına, aklından geçirdiğine aldırmayan bir insan yapar. Çünkü sadece kendi işini yapar, kaderin ona eğirdiklerinden, onun payına düşenlerden baş- kasını düşünmez, bunların hepsinin güzel ve iyi olduğuna inanır. Çünkü her birine pay edilen kaders hep onunla bir- likte yaşar, onu hep yanında taşır.
Hepsinden öte diğerleri gibi değil, her canlının meydana geldiği evrenin öğelerinin serbest kalması gibi gördüğü ölümü, lütufmuşçasına beklemektir. Evrenin öğelerinden her birinin sürekli birbirine dönüşmesinde korkutucu hiçbir şey yoksa bütün bunların dönüşümüne ve ayrışımına kim kuşkuyla bakar? Bu doğaya uygundur. Doğaya uygun hiçbir şey kötü olamaz.
Herhangi birinin dindar ve düzgün bir hayat yaşamasının ne kadar az şeyle mümkün olduğunu göreceksin. Çünkü tanrılar bu kaideleri kollayan birinden başka hiçbir şey istemez.