Her insan, ne kadar müspet yaradılışta olursa olsun ölümünden sonra tekrar dirilmeyi düşünür, özler. Bu hayat dediğimiz mihnetler silsilesinin çok ileri zamana, müpheme atılmış bir mükâfatı gibidir. En müsait ve daima kazanacak kâğıtlarla oynanan bir oyun gibi, yeniden, âdeta baştan aşağı beğenmemek, inkâr etmek, değiştiğinden dolayı sevinmek için kalmışa benzeyen küçük bir mazi şuurundan başka her şeyi, her tarafı değişmek, güzelleşmek şartıyla tekrar yaşamağa başlamak insanlığın elbette vazgeçemeyeceği bir hülyadır.
Mektep, gençlik için daima ehemmiyetlidir. Her şeyden sarfınazar o yaşlarda ömrün en azaplı meselesi olan “Ne olacağım?” sualini geciktirir. Bırakın ki vaktinde yetişir, sonuna kadar sabreder, aktarmaları tam zamanında yaparsanız, içindekini behemehal bir yere götüren trenlere benzer. Ben bu trenden vaktinden çok evvel âdeta çölün ortasında inmiştim.
Depresyon ya da ruh çökkünlüğü en çok adını duyduğumuz ve artık sıradanlaşan bir söylemin parçası olan psikolojik bir durum. “Kaybolan Bağlar: Depresyonun Gerçek Nedenleri ve Beklenmedik Çözümler” {İng. “Lost Connections: Uncovering the Real Causes of Depression and the Unexpected Solutions”} 2018’de Johann Hari tarafından yazılan bir kitap. Kitap, depresyonun sürekli biyolojik bir sebep sunularak “beyinde bozuk bir yer var, oranın tamir edilmesi gerek” düşüncesiyle aşırı derecede reçetelendirildiğini, bunun yanlış olduğunu belirtiyor. Kitaba ilaçların ne denli etki ettiğini sorgulayarak başlıyor, bu ilaçların onay almadan önceki deney aşamalarının güvenilirliğini eleştirdikten sonra plasebo etkisi gösteren bir “değnek”ten söz ediyor. Buna göre hiçbir özelliği olmayan bir değnek insanları iyi ediyordu, bunun da nedeni hastaların bunu ilaç kabul etmeleri, inançlarının kendilerini manipüle etmesine yol açması. Ardından yayınların ilaç şirketleri tarafından yayınlanmalarının etik sıkıntılara yol açtığını söylüyor.
Kitap, depresyonun biyolojik arka planını yadsımıyor ama diğer iki ayak olan toplumsal ve psikolojik nedenlerin göz ardı edilip hemen reçete verildiğini anlatıyor. Nasıl ki insan bir yaz günü öğlen vakti dışarı çıktığında terlerse insan da bazı koşullar altında depresyona sahip olur. Bu durumda o kişiyi gölgeye mi çekmeli yoksa sıcağın alnında terlemesinin onun biyolojik bir nedeni olduğunu söyleyip ona ter önleyici deodorant mı satmalı?
İnsanın bu sistem içinde yitirdiği bağların, insanları depresyona sürüklediğini düşünüyor Hari. Eğer işinizde baskı görüyorsanız, gelecekten umudunuz yoksa, ekonomik sıkıntılarınız arşa değmişse, binlerce yıldır içinde bulunduğumuz doğadan sırf 150 yıl önceki sanayi inkılabı nedeniyle kopup 70 m² bir eve tıkılıp gri bir duvara