İncelemede çok az da olsa spoiler (sürpriz bozan) var ama pek bir anlam ifade etmiyor.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü, nicedir okumak istediğim ama ertelediğim bir kitaptı, bir kez başlayıp bırakmıştım, bu kez bitirmeyi başardım. Dil, oldum olası benim ilgimi çeken bir konu olagelmiştir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dili beni kendine öyle çekti ki gerek insanın ruh haletini betimlemesi gerek cümlenin kuruluşları okurken mest etti diyebilirim. «Türkçede uzun cümle kurulamaz» klişesini yerle yeksan ediyor Tanpınar. Anlatımda seçtiği ifadeler ve sözcükler hem olabildiğince Dil Devrimi ürünü olmayan sözcükler hem de olabildiğine anlaşılır ama bir o kadar da zengin, muhteşem bir denge ve üslup.
Kitap, bence bir hayale inanan ve bunu başkalarına da inandır{maya çalış}an Halit Ayarcı ve onun yoğurduğu, hatta baştan yarattığı Hayri İrdal çeperinde bir dünya tasavvurunu anlatıyor. Yaşama herkes gibi bakmayan, baktığı gibi bir dünya ortaya koyan Hayri İrdal, yaşamı özümsemiş, kendince «realist» biridir ama onun realizmi «hakikati olduğu gibi görmek değildir» hatta bunu insanı yese boğacağını söyler, o «Yeni adamın realizmi başkadır. Elinde bulunan bu mal, bu nesne ile, onun bu vasıflarıyla ben ne yapabilirim?» sorusuyla yaşamına yön verir, bir nevi pragmatizmdir. Buradan yola çıkıp kendince bir dünya yaratır, insanın gereksinimlerini baştan tayin eder, yoksa da ihdas eder. Hayri İrdal’ı tanıyınca eline piyango bileti geçmişçesine sevinir ve onu biçimlendirmeye çalışır, Hayri’nin direncine karşı kendinden emin hareket eder ve onu yontar. Hayri İrdal nihayetinde hiç inanmadığı bir konumda bulur kendini; ya vazgeçecektir ya da çoktan o çizgiden artık dönüşün mümkün olmadığı birçok konforun yer aldığı bir alana hapsetmiştir kendini, sahip oldukları ona sahip olmuştur. Etrafındaki