Martin Seligman yaptığı araştırmalar sonucunda, mutluluğa giden üç temel yol olduğunu söylemiştir: Bunlar, sahip olmak, yapmak ve olmak'tır.
Sahip olmak, parayla satın alınan ve kişi için son derece değerli bir objenin verdiği hazzın en fazla dokuz ay sürdüğü saptanmıştır. Üstelik sık alışveriş yapmak "doyum" değil, duyarsızlaştırma yaratarak, sahip olmanın hazzını azaltır.
Yapmak, sevilen bir dostla fikre dayahı bir sohbet, kişinin içine girerek dinlediği klasik müzik veya okuduğu kitap, kaya tırmanışı yapan bir sporcunun yaşantısı, dağ bisikletine binmek vb. olabilir. kişinin bedenine veya beynine yatırım yapması gerekir. Film seyretmek zevklidir, kitap okumak ise zahmetlidir ancak insanı geliştirir.
Olmak, sosyal yardım projesidir. Bu yaklaşım, "Bunun bana ne faydası var?" mottosuyla somutlaşan Anglosakson yaklaşımının tam tersidir ve "Bunun başkalarına ne faydası var?" olarak tanımlayabileceğimiz, farklı yöndeki bir zihin haritasının sonucudur. Örneğin, kendinden daha az şanslı olan insanlara karşı kendini sorumlu hissetmek, kişileri bu tür eylemlere yaklaştırmaktadır.