‘Adanın ortasından geçen birinci tur bir saat kadar sürüyor, deniz kıyısını takip ederek adayı tamamen dolanan ikinci tura ise iki saat gerekiyor. Biz birinci turda karar kıldık, Faytoncu bunun için bizden on beş frank istedi, ancak Türkçeyi, keza saf yabancıları sömürmeye yönelik yerli geleneği iyi bilen ve pazarlık etmeyi beceren kocam sayesinde beş frank razı oldu.’
“İlkin” diye yazıyor Pursewarden, “ kişiliğimizdeki boşluğu aşkla doldurmaya çalışırız, kısa bir süre bütünlendiğimizi sanır, seviniriz. Ama bu, yanılgıdan başka bir şey değildir. Çünkü bizi dünyanın bütününe bağlayacağını sandığımız bu şaşılası yaratık, sonunda bizi ondan büsbütün koparmayı başarır. Aşk önce birleştirir, sonra ayırır. Başka nasıl büyürdük?”
Pursewarden’in kitabında şöyle bir bölüm: “ Birbirlerine baktılar, birbirlerinden ayrılmalarını önleyebilecek kadar ne gençliklerinin, ne de güçlerinin kaldığını anladılar.”